Güngör Kabakçıoğlu

 

Yeni bir arkadaşım oldu. Renkli, hareketli, bilge mi bilge, afacan mı afacan, kır saçlı, gür kaşlı, çoğu zaman gözlüklü, her zaman gülen yüzlü ve hep üretken, üretken üretken. Hem mimar, hem ressam, hem karikatürist, hem 2 çocuğu, hem de torunları var.
Dememiş miydim ben; kıpır kıpır bir insan Güngör Kabakçıoğlu.
Bir akşam üstü çaldık kapısını Ayfer Karamani imzalı nefis bir seramik tablet selamladı bizi kapının girişinde. Güngör Bey, bizi konuk etti, nefis cin toniklerle ve sevgi dolu bir sohbetle ağırlandık.
Herkese en son sorduğum soruyu bu kez baştan soruyorum Güngör Bey’e,
Neden Bodrum?

Herkes gibi onun da bir Bodrum nostaljisi var, "Bodrum böyle değildi, sonradan böyle oldu. Bedri Rahmi, Sabahattin Eyüpoğlu hep beraber kalkar Torba’ya giderdik, köpek havlar cırığı (tavuğu) yakalardı, cırık oracık da yolunur, kazanda kaynatılır ve hep beraber bahçede yerdik."
Pencereden bakıyorum, bir sokak tabelası görüyorum, Güngör Beyi dinlerken aklım okuduğum tabelayla oyalanıyor; "Yeşil Yunus Sokağı" Biraz sonra biraz daha dikkat ettiğimde aslında orada bir sokak olmadığını sadece iki yakın duvar olduğunu gördüm Sokak tabelası fikrinin Güngör Beyden çıktığı apaçık belliydi, açıklaması ise şöyleydi; "Lena Turner’ın bir filmi", şaşırıyorum.
Etrafta o kadar çok bakılacak şey var ki incelemeye doyamıyoruz ve konuşmaya.....
"Ben Antalya Serik’de doğdum, Aspendos tutkunuyum
İzmir, Bergama’da büyüdüm, Afrodisyas tutkunuyum, Ege tutkunuyum, Bodrum tutkunuyum. Bodrum’a ilk kez mimarlık yapmak için geldim. Devlet Hastanesinin yanında ki Bugenvilla Tesislerini yaptım, 1974’dü. Artık mimarlık yapamıyorum, ama yazıyorum, çiziyorum. Dostlarım burada, mimarı, yazarı, ressamı, buradalar gelirler giderler, dostlardan vakit buldukça, çalışıyorum ve kendimi dinliyorum."
Bir kahkaha yayılıyor odaya ve Güngör Kabakçıoğlu "sık sık gitme dostuna, yatar ayaküstüne; sen seyrek git dostuna kalkar ayaküstüne" diye bir mani patlatıyor. Gülüyoruz. "Türkiye’de en iyi ikilimi olan yer, en sağlıklı yaşanacak yer, Bodrum" diye son noktayı koyuyoruz.

-Sanat, karikatür ve resim nasıl başladı ?
-"3-4 yaşındaydım babamla defterlere kumru resimleri, çiçek resimleri çizerdik.
Orta okuldaydım, Karşıyaka Lisesinde okuyordum, okulun Yamanlar dergisinde ilk karikatürlerim çıktı. Hocalarımın karikatürlerini yapmıştım. 1950 de İzmir Halkevinde ilk kişisel karikatür sergimi açtım ve yine o yıl İzmir’de Anadolu Gazetesinde karikatürlerim basıldı. Doğan Kardeş Çocuk dergisinin kapak ve iç resimlerini çizdim sonra 1950’de MAYA Sanat Galerisi’nde, ilk çocuk karikatür sergisini ben açtım" Maya Sanat Galerisi deyince; sohbet biraz değişiyor, "Türkiye’nin ilk sanat galerisiydi Maya Sanat Galerisi, Adalet Cimcoz’ un galerisiydi. Adalet hanım çok havalı ve akıllı bir kadındı, Türkiye’de ilk kez resim satmaya çalışan ve bütün sanatçıları bir araya toplayan insandı. Yaşar Kemal, Sait Faik, Özdemir Asaf, Atilla İlhan hepsi oradaydı"
İşte, diyorum koskoca bir yaşam, Türkiye’nin sanat ve düşün hayatının en kıymetli parçalarına dokunmuş, onlarla yaşamış, yürüyen bir tarih gibi ve buralarda.
"Ecovat’ la Sülogöz "(1978) Tercüman gazetesinde, "Hocavat’la- Sülogöz" (1997) Akşam Gazetesinde, ve "Söz Büyüğün" Yeni Yüzyıl ve Güneş Gazetesinde yayınlanan politik karikatürlerim.

-"Çocuk karikatürleri mi, politik karikatürler mi, sizin için ön planda?"

-Ben her zaman çocuğum. Çocuk karikatürlerini içimdeki çocuk çiziyor, politik karikatürler ise gündelik yaşama ait, bir de seks var cinsellik var benim karikatürlerimde, cinsellik çok önemli bütün yaşam cinsellik üzerine kurulu aslında işte o cinsellikle ilgili karikatürleri de içimde ki afacan çocuk çiziyor.

Kendinizi en iyi nasıl ifade ettiğinizi düşünüyorsunuz? Resimle mi, karikatürle mi, Yazıyla mı?

Ben hepsini yapıyorum, hepsini yaptım tek korkum ömür kısa hepsini tamamlama imkanı yok. Şimdi mitolojiden esinlenerek masallar yazıyor ve resimliyorum. 1948 de Cevat Şakir’le tanıştım, o yıllarda Aganta Burina Burinata’ yı yazıyordu bana mitolojiyi o sevdirdi. Şimdi "4 Tanrı’dan 4 Aşk Hikayesi"ni yazıyor ve resimliyorum bitmek üzere. Bu kitapta tanrıları, nasıl yiyip içtiklerini yatak odası sohbetlerini ve yaşamlarının nasıl cinsellik üzerine kurulu olduğunu anlatıyorum. Aslında insanlar tanrıları yarattı ve tanrılar insanları yönetti. Gerçeklerden sıkıldıkça mitoloji dünyasına yelken açıyorum, masalların o şiirsel tadını yaşıyorum, mitoloji o kadar zengin ki bir ömür yetmez bunlara". diyor Güngör Kabakçıoğlu, “Ben, kendi içimdeki benleri sorguluyorum” diyerek devam ediyor “İyi ben, kötü ben, çirkin ben, güzel ben, duygulu ben, yaşlı ben, içimdeki o sonsuz benleri de tanımaya çalışıyorum. Doğan, yaşayan ve ölen benleri, benim yarışım kendimle."
Bu, 4 tanrıdan 4 aşk hikayesini sabırsızlıkla bekleyeceğim.

Bu arada Güngör Bey’in evindeki "siyah yengeç barı"ndan cinlerimizi tazeliyoruz, servisimizi bar
-maidimiz "getir götür Emine" yapıyor. Emine evdeki emektar, Güngör Bey ve ailesi neredeyse
o da orda. Güngör Beyin portreler kitabına bile girmiş.

Sıra bundan sonraki projelerde?

Proje çok, bir kere 4 tanrıdan
4 aşk hikayesi var “Midas’ın Kulakları”nı sahneye koymak istiyorum. Bu belki bir bale olur, daha sonra aynı türden bir çalışmayı Bodrum daki "Bodrum Hakimi ve Çökertme" için yapmak istiyorum. Bir de olimpiyatlar komitesi için müthiş bir karşılama projem vardı ama aynısını Bodrum Karnavalı olursa onun içinde aynı projeyi yapabilirim. Gözleri ışıl ışıl heyecanla devam ediyor, "Bir yürüyüş olmalı Yunan ve Anadolu mitolojisinde ki tüm tanrılar, Sakıp Sabancısından Koçuna herkes orada, orada orman perileri, su perileri, satirler ve faulluslar balonlar şeklinde uçmalı havalarda"
Aman tanrım tam Bodrum’a göre bir karnaval geçişi ve işte afacan Güngör Bey karşımızda.
"Masal bu ya....
Masal da gerçek aranmaz demedim mi? Masalın o gizemli şiirsel anlatımı içinde Yaşanır demedim mi? İster inan ister inanma, sen sen ol her söze kanma. O söyledi bu söyledi.
Dünden bu güne masalımız geldi bu hale. El elden, dil dilden üstün"
Evet tam da öyle el elden dil dilden üstün Güngör Bey’in benim köşeme sığdıramayacağım kesin, bundan sonra ki sayılarda kendi masalını.
Bodrum Magazin de bizim aramızda kendisi anlatacak.

2000 yılının Halikarnası’na sesleniyorum, insanlar tanrıları yarattı, bu tanrıları bile yaratan insanlara sahip çıkın.