Nedim Gürsel’in Dünyasında Resim: Tablolardan Dostluklara Uzanan Bir Söyleşi
Nedim Gürsel’in Paris’in Türk Ressamları kitabından yola çıkan söyleşide resimlerden eski dostluklara, Paris’ten Saraybosna’ya uzandık. Anlatılan her ressamın ardında başka bir insan hikâyesi vardı.
Ünlü yazarımız Nedim Gürsel, Bodrum Kanguru Sanat Evi’nde 26 Ağustos akşamı “Nedim Gürsel’in Dünyasında Sanat” adlı bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşinin çıkış noktası Gürsel’in son kitabı Paris’in Türk Ressamlarıydı.
Nedim Gürsel, “Nedim Gürsel’in Dünyasında Resim” başlıklı söyleşide; Bodrum Kanguru Sanatevi, 26 Ağustos 2026.Yazar Nedim Gürsel ile söyleşinin moderatörü Seza Yılancıoğlu, etkinliğin ardından imza masasında.
İkbal Çiğdem Köse, Nedim Gürsel, söyleşinin moderatörü Seza Yılancıoğlu ve Kanguru Sanatevi sahibi Aydın Şimşek, söyleşinin ardından düzenlenen kitap imzasında.
Paris, onun anlatısında biraz sürgün, biraz yalnızlık, biraz da insanın kendine bir yer bulma çabasıydı. Nedim Gürsel’i dinlerken, insanın birden fazla yere ait olabileceğini ama yine de hiçbir yerde kendini bütünüyle evinde hissedemeyebileceğini düşündüm.
Bir tablodan başka bir tabloya, Paris’ten İstanbul’a, eski dostluklardan unutulmayan kırgınlıklara doğru yol aldık.
Söyleşi, Claude Monet’nin yalnızca resim sanatında yeni bir yol açmakla kalmayıp İzlenimcilik akımına da adını veren İzlenim, Gün Doğumu tablosuyla başladı.
Monet, bu tabloyu 1873 yılında, Seine Nehri’nin Manş Denizi’ne döküldüğü yerde kurulu Le Havre limanına bakarak yaptı. Eser, bir yıl sonra İzlenimcilik akımının doğuşuna da adını verecekti.
Claude Monet’nin İzlenim, Gündoğumu adlı eseri — Nedim Gürsel’in Kanguru Sanatevi’ndeki söyleşisinde anılan başyapıtlardan biri.
Monet’nin çok sevdiği eşi Camille’i yeşil elbisesiyle resmettiği Yeşil Elbiseli Kadın ile onun ölüm döşeğindeki yüzünü kaydettiği Camille Monet Ölüm Döşeğinde tablosu yan yana anıldığında, resmin yalnızca görüneni değil, insanın sevdiği kişiyi ve kaybetme korkusunu da nasıl sakladığı akla geliyor.
Ardından Alfred Sisley’nin Moret Köprüsü tablosuna geldi sıra. Nedim Gürsel bu resimden öyle etkilenmiş ki, Paris’e yaklaşık 50 kilometre uzaklıktaki Moret-sur-Loing kasabasına sadece bu resimdeki köprüyü görmek için gitmiş.
Alfred Sisley, Moret Köprüsü, 1893. Nedim Gürsel’in Kanguru Sanatevi’ndeki söyleşisinde sözü edilen eserlerden biri.
Nedim Gürsel anlatırken, elbette söz bugün büyük müzelerde hayranlıkla izlediğimiz İzlenimcilerin kendi dönemlerinde nasıl dışlandıklarına ve resimlerini kabul ettirmek için nasıl mücadele ettiklerine de geldi.
Onların ışığa, renge ve doğaya başka türlü bakma cesareti, yerleşmiş sanat anlayışına ve resmî kurumların neyin sanat olduğuna karar verme yetkisine bir başkaldırıya dönüşürken, resimde başka bir dönemin de başlangıcı olmuştu.
Van Gogh’un kargaları
Söyleşi Vincent van Gogh ile sürdü. Buğday Tarlası ve Kargalar, ressamın yaşamının son günlerini geçirdiği Auvers-sur-Oise’da yaptığı tablolardan biri.
Vincent van Gogh, Kargalarla Buğday Tarlası, 1890. Nedim Gürsel’in Kanguru Sanatevi’ndeki söyleşisinde anılan eserlerden biri.
Koyu gökyüzünün altında uzanan buğday tarlası, birbirinden ayrılan yollar ve havalanan kargalar, uzun yıllardır Van Gogh’un o günlerdeki ruh hâli ve yaklaşan ölümü üzerinden yorumlanıyor. Ancak sanıldığı gibi bunun onun son resmi olduğu kesin değil.
Nedim Gürsel de Van Gogh’un izini sürmek ve bu resmin hangi duygularla yapıldığını anlayabilmek için Auvers-sur-Oise’a gitmiş. Ressamın yaşamının son 70 gününü geçirdiği kasabada, Buğday Tarlası ve Kargaların yapıldığı tarlalarda dolaşmış.
Bir sanatçının resmine bakmak başka, o resmin yapıldığı yerde durup onun dünyaya hangi ruh hâliyle baktığını düşünmek bambaşka olmalı.
Van Gogh’un ölümü bugün hâlâ sorularla birlikte anılıyor: Gerçekten intihar mı etti, yoksa bir cinayete mi kurban gitti? Ressamın son döneminde onu tedavi eden Doktor Gachet, Van Gogh’tan resim dersi alıyordu. Hayranlıkla izlediği bu büyük sanatçıyı acaba bir yandan da kıskanıyor muydu?
Söyleşi yalnızca resimlerle sınırlı kalmadı. Bir tablodan yola çıkıp bazen Nedim Gürsel’in romanlarına, bazen yaşadığı olaylara, bazen de eski dostlarına uzandık.
Söz Boğazkesen romanına geldiğinde Gürsel, Fatih Sultan Mehmet’in cinselliğine ilişkin yazdıklarının nasıl tartışma yarattığını anlattı. İlber Ortaylı da romanı bu nedenle eleştirenler arasındaymış.
Paris’in Türk ressamları
Fikret Muallâ, Abidin Dino, Ömer Kaleşi, Mehmet Güleryüz, Utku Varlık ve Onay Akbaş… Hepsi Paris’le başka türlü ilişki kurmuş, başka türlü yalnızlık yaşamış sanatçılar.
Fikret Muallâ’nın kendisini “leblebiciler arasında bir ucube” olarak tanımlaması, onun toplumla ve çevresiyle kurduğu sancılı ilişkinin de özeti. O da Nedim Gürsel gibi Galatasaray Lisesi’nde okumuş ve Fenerbahçe taraftarıymış, yaşamının önemli bir bölümünü Fransa’da geçirmiş.
Ölümünün ardından Fransa’da kimsesizler mezarlığına gömülen Muallâ’nın naaşı, daha sonra Türkiye’ye getirilerek Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilmiş.
Fikret Muallâ’nın Paris kahvelerindeki gündelik yaşamı ve insanları konu alan resimlerinden biri.
Nedim Gürsel onu şahsen tanımamış fakat yaşamını ve resimlerini anlatırken, sanatçının yalnızlığına yakından tanıklık etmiş gibiydi.
Gürsel’in anlattığına göre İlk Kadın isimli romanı, Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand’a ulaşmış.
Nedim Gürsel’in İlk Kadın romanının 1986’da Fransa’da yayımlanan La Première Femme adlı baskısı.
Mitterrand kitabı beğenmiş ve onu Frankofon yazarlar için düzenlenen bir yemeğe davet etmiş. Gürsel kendisini Frankofon bir yazar olarak görmediğini söylediğinde ise Mitterrand’dan şu karşılığı almış:
“Ama iyi bir yazarsınız.”
Nâzım Hikmet’in tartışmalı şiiri
Nedim Gürsel ile Abidin Dino çok iyi birer dost ve Dino her zaman Gürsel’i koruyup kollamış ama dostlukları zaman zaman kırgınlıklardan da geçmiş.
Nedim Gürsel’in İlk Kadın romanının Abidin Dino’nun desenini taşıyan Türkçe baskısının kapağı.
Bu kırgınlıklardan biri Nâzım Hikmet’in Stalin’in ölümü üzerine yazdığı “Ağlıyoruz Bugün Hepimiz” adlı şiir çevresinde yaşanmış.
Gürsel, Moskova’da Nâzım Hikmet’le ilgili bir kurumda araştırma yaparken şairin kitaplarına almadığı bazı şiirlerle karşılaştığını anlatmış bir aile yemeğinde Abidin Dino’ya. Abidin Dino, Stalin için yazılan bu şiirin yeniden yayımlanmasını istememiş. Ancak Gürsel, İstanbul’da karşılaştığı Doğu Perinçek’e şiiri vermiş ve şiir 2000’e Doğru dergisinde yayımlanmış. Bu olay Güzin Dino’nun da tepkisine yol açmış ve aralarında bir süre kırgınlık yaşanmış. Daha sonra barışmışlar.
Bu anı, edebiyat tarihinin yalnızca kitaplara girenlerden değil, yazarların yayımlamamayı seçtikleri metinlerden ve bu seçimler etrafında yaşanan tartışmalardan da oluştuğunu gösteriyor.
Savaşın ortasında sanat
Kosova doğumlu ressam Ömer Kaleşi’nin resimlerindeki kesik başlar da söyleşinin dikkat çekici konularındandı.
Ömer Kaleşi’nin insan yüzleri üzerinden Balkan coğrafyasının acılarını ve belleğini yansıtan figürlü kompozisyonu.
İlk bakışta savaşın şiddetini çağrıştıran bu başların ardında derviş imgeleri, tasavvuf ve Balkan coğrafyasının acıları vardı.
Bu noktada Gürsel, Bosna Savaşı sırasında Saraybosna’ya yaptığı yolculuğu anlattı. Dayanışma amacıyla, Fransız devletinin sağladığı askerî uçakla destek veren birkaç Fransız yazar ile birlikte Saraybosna’ya gitmiş. Havaalanı Fransızların kontrolündeymiş; ancak kent merkezine uzanan yol farklı güçlerin denetimindeki bölgelerden geçiyormuş. Pasaportunu gören bir görevli “Sizin güvenliğinizden sorumlu olamam,” demiş. Sırp güçlerinin kısa süre önce Nedim adında birini kurşuna dizdiğini öğrenmesi, yolculuğun tehlikesini daha da görünür kılmış. Buna rağmen geri dönme imkânı olmadığından yola devam etmiş.
Bu anı, savaşın uzaktan görünen büyük tarihinden çok, insanın birkaç dakika içinde vermek zorunda kaldığı kararları ve yaşadığı korkuyu hissettirdi onu dinleyen bizlere.
Paris kahvelerinden eski dostluklara
Mehmet Güleryüz de konuşulan ressamlardan biriydi. Paris’e bursla gelmiş; fakat daha içine kapanık, insanlarla arasına mesafe koyan biriymiş.
Paris’te de uzun yıllar çalışan Mehmet Güleryüz’ün insan ilişkilerini ve toplumsal gerilimi yansıtan figüratif kompozisyonlarından biri.
Nedim Gürsel onu anlatırken Paris’in ünlü kahvelerinden La Closerie des Lilas’da düzenlenen bir kokteyli hatırladı.
Hemingway’in sık sık gittiği bu tarihî kafenin masalarından birinde Yahya Kemal’in adı da yer alıyor. O akşam Nedim Gürsel’le birlikte Komet ve Mehmet Güleryüz de oradaymış. Yıllar sonra bir kafede yan yana gelen bu isimlerin bir söyleşide yeniden buluşması, Paris’in sanatçıların hayatında nasıl ortak bir hafızaya dönüştüğünü düşündürdü bana.
Komet’in Nedim Gürsel’in hayatında ayrı bir yeri olduğu belliydi. Buna rağmen Paris’in Türk Ressamlarında ona yer vermemiş. Nedeni ise Komet hakkında söyleyecek sözünün az olması değil, tam tersine onun hayatında bir bölüme sığmayacak kadar çok yer tutmasıymış. Gürsel, Komet’in başlı başına bir kitabı hak ettiğini düşünüyor.
Çalışmalarını Paris’te sürdüren Utku Varlık’ın figürlerle soyut biçimleri buluşturan düşsel kompozisyonu.
Utku Varlık ile Komet arasında yaşanan anlaşmazlık sorulduğunda ayrıntıya girmek istemedi. Yalnızca Komet’in ölümünden sonra yazılan bir yazıyı talihsiz bulduğunu söyledi. Bazen bir dostun ardından her şeyi anlatmamak, susmayı seçmek de onun hatırasına gösterilen saygının bir biçimi olabilir diye düşündüm.
Onay Akbaş’ın “Kaosun Şiiri: Anadolu’da Bir Çay Bahçesinin Hafızası” dizisinden, 2025’te Paris’te sergilenen çalışma.
Onay Akbaş ise Nedim Gürsel’e İzlenimcilerin dünyasını yakından tanıtan ressamlardan biriymiş. Gürsel’in onun için “Yalnızca iyi bir ressam değil, aynı zamanda iyi bir şofördür,” demesine alınmış ve bir süre Gürsel’e küsmüş. Nedim Gürsel bunu gülümseyerek anlatıyordu. Neyse ki daha sonra barışmışlar. Uzun dostlukların içinde bazen böyle küçük kırgınlıkların da olması kaçınılmaz galiba.
Tahir Alangu’nun gördüğü çocuklar
Söyleşinin sonunda katılımcılardan birisinin “edebiyat öğretmeniniz kimdi?” sorusu üzerine Nedim Gürsel’in Galatasaray Lisesi yıllarına ve edebiyat öğretmeni Tahir Alangu’ya geldik. Alangu öğrencilerine “Mollalar” diye seslenirmiş. Bir gün sınıftaki bazı öğrencileri parmağıyla göstererek, “Sen, sen, sen… Sizler yazar olacaksınız. Bu işin peşini bırakmayın. Çok okuyun, günlük tutun mollalar,” demiş.
O gün öğretmenlerinin karşısında utanarak önlerine bakan çocuklar Nedim Gürsel, Engin Ardıç ve Ferhan Şensoy’muş. Yıllar sonra her birinin edebiyat, tiyatro ve düşünce dünyasında kendine bir yer açmış olması, Tahir Alangu’nun öğrencilerindeki yeteneği ne kadar erken gördüğünü gösteriyor. Bir öğretmenin bir çocuğa daha kendisi bile ne yapabileceğini bilmezken inanması, belki de onun hayatına bırakabileceği en değerli izlerden biri.
Tabloların ardında kalanlar
Nedim Gürsel’i dinlerken resimlerin renklerden, biçimlerden ve duvarda asılı duran görüntülerden oluşmadığını bir kez daha düşündüm. Monet’nin Camille’e duyduğu sevgide kaybetme korkusu, Van Gogh’un buğday tarlalarında yalnızlık, Fikret Muallâ’nın hayatında dışlanmışlık, Ömer Kaleşi’nin kesik başlarında ise savaşın ve Balkan coğrafyasının acıları vardı.
Paris’te kurulan dostlukları, yıllarca unutulmayan kırgınlıkları, savaşın ortasında alınan kararları ve bir insanı korumak için seçilen suskunluğu da dinledik. Anlatılan her resmin ardında onu yapan insan, o insanın ardında da yaşadığı zaman ve hayatı vardı.
Yazar Nedim Gürsel, söyleşinin moderatörlüğünü yapan Seza Yılancıoğlu, Kanguru Sanatevinin sahibi Aydın Şimşek ve Kanguru Sanat Evinde söyleşiye katılan bir grup ile.
Kanguru Sanatevi’nden ayrılırken aklımda ressamların ve tabloların adlarıyla beraber, onların hayatlarından kalan hikâyeler vardı. Bir sanat eserini anlamak, ona bakarken onu yapan insanın hayatını, yaşadığı zamanı ve o resmi hangi duygularla yaptığını bilmekle başlıyor.
Harika üç boyutlu bir anlatım için teşekkürler
Yaz yoğun geçer bende katılamıyorum pek çok güzel etkinliğe.
Sayenizde orada oldum.
Çok teşekkür ederiz güzel sözleriniz için.
Sevgili Çiğdem, yazınızı okuyunca etkinliğe bir kez daha gitmiş gibi oldum. Teşekkürler,
Çok teşekkür ederiz. Sizlerin yorumları bize şevk veriyor 🙏
Sevgili Çiğdem, ne kadar güzel anlatmışsın o günü tekrar yaşadım. Çok güzel anı ve belge oldu. 👏🙏
Çok teşekkür ederiz. Yorumlarınız bizim için çok değerli 🙏