Akdeniz’in sanatçıları da kendine özgüdür iklimi gibi; mavi deli bir kan akar onların da damarlarından…
Gölgeler, güneşin her mevsim parladığı bu iklimde artık insana hafif bir ürperti veriyor. Gökyüzüyle kavuşan denizin maviliğine alıştım ama gene de sonbaharın bulutlu gölgelerini görünce bizi göz kamaştıran mavilikten kurtarmaya gelmiş diye düşünüyorum, o zaman içimi hem hüzün hem de mutlu bir heyecan kaplayıveriyor. Güneş her şeye rağmen bulutların arasından fırlayıp denizin üstündeki şıkırdayan yansımalarıyla oynamaya devam ediyor. Bu bir alışkanlık işte buralarda; güneş, denizle oynamadan duramıyor.

Akdeniz’in sanatçıları da kendine özgüdür, iklimi gibi; mavi deli bir kan akar onların da damarlarından. Akdeniz’in Ege’ye dönüşen bir damarı gibi. Buralarda yaşayan sanatçılar da denizle ve güneşle oynamadan edemezmişler, Antik Yunan mitolojisinden bile evvel. Akdenizliler en güzel anlatım biçimini sarp kayalıklarının arasında kendini belli etmeden duran rengarenk taşları bir araya getiren mozaikle yakalamışlar ve hâlâ da sanki bir geleneği sürdürür gibi devam ediyorlar.
Bir Mozaik Dehası, Antoni Gaudi
Mozaik Akdenizli sanatçıların anlatım biçimidir. Binlerce yılın hikâyesi toprak altından çıkan mozaiklerin birleşmesiyle oluşur ve günümüze kadar gelir. Mozaik tekniğini, günümüz Akdeniz ve Akdeniz mimarisinin yorumuyla, geçtiğimiz yüzyılın başına taşıyan en önemli sanatçılardan biri Barcelonalı Antonio Gaudí’dir. Mimarlık eğitimi olan Gaudí, 1852-1926 yılları arasında İspanya’da yaşamıştır. Akdeniz’in sarp kayalıkları denizin dalgalarıyla yumuşattığı görüntüyü yakalayarak, doğayı ve doğadaki görüntü dengesini özenle bozmadan, duygulara erişebilen, yenilik getirici ve hiçbir şekilde bir diğerinin aynısı olmayan çılgın eğrilerden, kıvrımlardan oluşan binalar inşa etti. 1900-1914 yılları arasında yaklaşık 3 dönüm arazi üzerine Park Güell’i yaptı. Burası mini bir şehir oldu. Her şeyin eğrilerden, helezonlardan, yan yana dizilerek, üst üste konulduğu bu yerde, binalar Gotik görkemine rağmen doğadaki her şeyi düzeltip ütüleme isteği duyan insana kimseyi rahatsız etmeyen eğrileri bahçe düzenlemesi ve dekorasyonuyla aynı zamanda İspanyol Art Nouveau hareketine liderlik etmiştir. Barcelona’daki eserleriyle sanat dehası olarak anılmaktadır.

Mozaikle anlatım karakteristiği tabii ki bizim buralara kadar ulaşır ve bu sahillerde yaşanmış olan Antik Yunan mitolojisiyle birleşir. Denizin doğurganlığı, Anadolu’nun dişiliği de işin içine girer. Ana tanrıça Kybele doğurmuştur bizim buralarda tüm bereketi. Bu bereketin simgesi şimdilerde Bodrum’un Turgutreis beldesindeki mendireğin üzerine kurulmuş, denizden yeni çıkmış aydınlık ve doğurgan ana haliyle, bir elinde zeytin dalı, bir eli gökyüzüne açılmış, sonsuz mavinin önünde bekliyor. Bizleri bekliyor.
Yavuz Tanyeli “Ege” Heykeli
Sanatçı Yavuz Tanyeli doğu ve batının ortasında akan bu kültürün bir parçası. Onun da damarlarında mavi deli kan akıyor. O, Batı’nın sanat kültürünü özümsemiş, Doğu’nun kültürüyle sentezlemiş bir Akdenizli. Selçuklu’nun, Osmanlı’nın çini bezemelerini almış, yeni bir hamurla dişiliğin anıtını mozaikle birleştirmiş. Güneş orada artık sadece denizle oynamıyor, mavilikteki şıkırdamayı denizden gelen bu güzel kadının üstüne serpiştiriyor. Ege’den bir Akdenizli sanatçının eliyle İspanya’daki bir başka sanatçının eliyle birleşiyor. Buradan ta oralara bir köprü daha kuruluyor sanatçının eliyle…

Bu yazı Bodrum Magazin Dergisi’nin
Kasım Aralık 2000 Tarihli 47. Sayısında yayınlanmıştır.

