Esra Üçcan, Sepaj Yalıkavak’ta piyano çalıp şarkı söylerken
Esra Üçcan, Sepaj Yalıkavak’taki pazar gecesi programında.

O Gece Memleketim Bir Başkaydı: Yalıkavak Sepaj’da Esra Üçcan

Esra Üçcan’ın müziğiyle Paris’ten “Ey Özgürlük”e uzanan, Filenin Sultanları’nın Avrupa şampiyonluğunu coşkuyla kutladığımız bir pazar gecesinde Bodrum yine en çok konuşulandı.

///
31 Kez Okundu

Bodrum’da eylül ayını severim. Yaz kalabalığı yavaş yavaş çekilirken akşamlar serinler, mekânlar ve insanlar gerçek hâllerine biraz daha yaklaşır. Bir yere yetişme telaşı azalır; sofraların, sohbetlerin ve müziğin tadı daha rahat çıkar.

Eylülün ilk pazar akşamında Assa’dan dostlarım Fikret ve Fisun Üçcan’ın davetiyle kızları Esra Üçcan’ı dinlemek üzere Yalıkavak’taki Sepaj’a gidiyorum.

Esra iyi bir müzisyen. Onu dinlerken yalnızca güzel bir sese değil, müziğin içinde yetişmiş, farklı kültürlerden beslenen ve ne söylemek istediğini bilen bir sanatçıya kulak verdiğinizi hemen hissediyorsunuz.

Esra Üçcan, Yalıkavak Sepaj’da piyano başında canlı performans sergilerken
Esra Üçcan’ın müziği Sepaj’ın zarif atmosferine eşlik ediyor.

Esra’nın müzikle ilişkisi çocukluk yıllarında başlamış. Profesyonel müzik eğitimine dokuz yaşında Ankara Hacettepe Konservatuvarında piyano öğrenerek adım atmış, ardından eğitimini Fransa’daki Strasbourg Konservatuvarında sürdürmüş. Babasının diplomat olması nedeniyle yurt dışında doğmuş ve öğrenim hayatının büyük bölümünü Fransa’da geçirmiş. Strasbourg Ulusal Yüksek Mimarlık Okulundan mezun olmuş; Fransa’da ve Türkiye’de mimarlık yaparken müzik çalışmalarını da hiç bırakmamış.

Bugün kendi şarkılarını besteleyen, düzenleyen, çalıp söyleyen bir müzisyen olmasının yanı sıra mimar ve yazar kimliğini de sürdürüyor. Türkçe, Fransızca ve İngilizce şarkılar söylüyor; Doğu ile Batı’nın ezgilerini aynı müzikal dünyada buluşturuyor. Repertuvarı Ahmet Kaya’dan Paul Éluard’a, Baudelaire’den Zülfü Livaneli’ye ve Offenbach’a kadar uzanıyor. Bu geniş kültürel birikim, sahnedeki yorumuna da yansıyor.

Esra’nın Müziğindeki Kültürel İzler

Esra’nın müzik dünyasında Attila Özdemiroğlu’nun da özel bir yeri var. Bir dönem ondan ders alan Esra, ustasının kendisine verdiği en önemli öğüdü hiç unutmamış: “Biz kültürümüzüz, bunu asla unutma.”

Bugün Sabahattin Ali ve Nâzım Hikmet’in şiirlerinden Özdemir Erdoğan’ın belleğimizde yer etmiş şarkılarına uzanan eserleri Fransızca sözler ve Batılı müzikal altyapılarla buluşturmasının temelinde de bu anlayış yatıyor. Esra, kendi kültüründen kopmadan Doğu ile Batı’yı aynı müzikal dünyada bir araya getiriyor.

Esra Üçcan, ağabeyi Adnan Üçcan ve babası Fikret Nesip Üçcan ile birlikte
Esra Üçcan, ağabeyi Adnan Üçcan ve babası Fikret Nesip Üçcan ile birlikte.

Esra’yı dinlediğimiz masada annesi Fisun Hanım ve babası Fikret Bey’le birlikteyiz. Fikret Nesip Üçcan, Dışişleri Bakanlığında görev almış; Türkiye’nin çeşitli dış temsilciliklerinde çalışmış, 1994–1998 yılları arasında Strazburg Başkonsolosluğu yapmış bir diplomat. Daha sonra Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı ve Başbakanlık Müsteşarlığı görevlerini üstlenmiş. Emekliliğinin ardından Bilkent Üniversitesinde ders vermiş, kültür mirası üzerine kitaplar kaleme almış.

Dolayısıyla Esra’nın çocukluk ve gençlik yıllarında Fransa’yla, sanatla ve farklı kültürlerle kurduğu ilişki bir rastlantı değil. Müziğinin içinde hem yaşadığı coğrafyaların hem de ailesinden taşıdığı kültürel ortamın izleri hissediliyor.

Esra Üçcan, annesi Fisun Üçcan ve babası Fikret Nesip Üçcan ile birlikte
Esra Üçcan, annesi Fisun Üçcan ve babası Fikret Nesip Üçcan ile birlikte.

O akşam Esra’yı dinlemeye gelenler arasında büyükelçilerimizden biri ve ailesi de bulunuyor. Bizim masamızda ise Fikret ve Fisun Üçcan’ın dostlarından Nükhet Hanım – Nükhet Gülyuva Yücesan – var. Esra’nın müziği, birbirinden farklı yaşamların ve sohbetlerin çevresinde buluştuğu masaları aynı atmosferde bir araya getiriyor.

Fisun Üçcan, İkbal Çiğdem Köse ve Nüket Gülyuva Yücesan Sepaj Yalıkavak’ta aynı masada
Soldan sağa: Fisun Üçcan, İkbal Çiğdem Köse ve Nüket Gülyuva Yücesan, Sepaj Yalıkavak’ta Esra Üçcan’ın sahne aldığı gecede.

Esra, eylül ayı boyunca cumartesi akşamları The Marmara Bodrum’daki Tuti Sessions kapsamında, pazar akşamları ise Sepaj’da sahne alıyor. Sepaj’daki programın adı da gecenin ruhuna oldukça uygun: “Parisien Sunday.”

Paris’ten “Ey Özgürlük”e

Esra’nın vatanına duyduğu sevgi ve belki uzun yıllar başka ülkelerde yaşamış olmanın getirdiği özlem, seçtiği şarkılarda da hissediliyor. Fransızca eserlerden Türkçe şarkılara uzanan repertuvarında, yaşadığı iki kültürü birbirinden ayırmadan aynı duygu dünyasında buluşturuyor.

O akşamın bizim için ayrıca özel bir anlamı var. Çünkü A Millî Kadın Voleybol Takımımızın İtalya’yı 3–2 yenerek üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olduğu haberini Sepaj’da alıyoruz. Maçın heyecanını ve kazanılan şampiyonluğun sevincini hep birlikte coşkuyla kutluyoruz.

Esra’nın Türkçe seslendirdiği “Ey Özgürlük” ise bu coşkunun içine bambaşka bir duygu katıyor. Filenin Sultanları’nın zaferiyle yükselen gurur, şarkının özgürlük duygusuyla birleşiyor. O gece Esra’nın Fransızca versiyonunu yapıp hem Türkçe hem Fransızca seslendirdiği “memleketim” bir şarkının adı olarak değil, hepimizin içini dolduran ortak duygunun adı olarak anlam kazanıyor.

Esra Üçcan’dan “Ey Özgürlük”. Videoyu izlemek için tıklayın.

Adını Şaraptan Alan Bir Mekân

Esra’yı dinlemeye geldiğim Sepaj’ı daha önce fark etmemişim. Fırsatını bulmuşken mekânın hikâyesini de öğrenmek istiyorum.

Yalıkavak’taki Sepaj restoranın kırmızı tabelalı dış cephesi ve girişi
Şarap, yemek ve müziği buluşturan Sepaj, Yalıkavak’ta yalnızca akşamları hizmet veriyor.

“Sepaj ne demek?” diye soruyorum.

Fransızca cépage sözcüğü üzüm çeşidi anlamına geliyor. Tek bir üzüm çeşidinden yapılan şaraplar “monosepaj”, iki veya daha fazla üzümün bir araya getirilmesiyle yapılanlar ise “kupaj” olarak adlandırılıyor. Mekânın şarapla kurduğu ilişki, daha isminden başlıyor.

Sepaj’ın işletmecileri Batuhan Yurtdaş ve eşi Hatice Yurtdaş. Yaklaşık on bir yıl önce İstanbul’un kalabalığından uzaklaşarak Bodrum’a yerleşmişler. İşlerini buradan sürdürebildikleri için kendilerine Bodrum’da yeni bir hayat kurmuşlar.

Restoran işletmeciliğinden gelmiyorlar. Batuhan Bey İtalya’ya ihracat yapıyor. İç mimar olan Hatice Hanım ise uzun zamandır kendilerine ait bir mekân açmayı istiyormuş. Sepaj’ın bulunduğu yeri gördüklerinde, daha önce bar olarak kullanılan bu alanı dönüştürerek hayallerindeki mekânı yaratabileceklerini düşünmüşler.

Mekânın tasarımı da Hatice Hanım’a ait. Sepaj’a girer girmez bir iç mimarın dokunuşunu hissetmek mümkün. Loş ışıkları, özenle seçilmiş ayrıntıları ve gösterişe kaçmayan dekorasyonuyla sakin fakat şık bir atmosfer yaratıyor. Her şey yerli yerinde; sade, ölçülü ve zarif.

Esra Üçcan ile Sepaj işletmecileri Hatice ve Batuhan Yurtdaş mekânda birlikte
Soldan sağa: Esra Üçcan, Sepaj işletmecileri iç mimar Hatice Yurtdaş ve Batuhan Yurtdaş.

Ev Sofrasından Sepaj’a

Sepaj’ın kuruluşunda yalnızca ticari bir düşünce bulunmuyor. Batuhan ve Hatice Yurtdaş, evlerinde de sık sık 12–15 kişilik dost sofraları kurup misafirlerini ağırlarmış. Sepaj, bir bakıma bu ev sofralarının büyümüş, şık fakat samimiyetini kaybetmemiş hâli olmuş.

Bu sıcaklık, mekânın hizmet anlayışına da yansıyor. Sepaj ikinci sezonunu geçiriyor. İlk yılında gelen konuklarının önemli bir bölümü müdavime dönüşmüş; bu sezon onlara yeni konuklar eklenmiş. Batuhan Bey, “Bir kez gelen yeniden geliyor,” diye anlatıyor.

Müzikle ilişkilerini sorduğumda iyi müziği sevdiklerini ve müzik seçimlerinde özenli olduklarını söylüyorlar. Esra’yla yolları da müzisyen Batu Mutlugil sayesinde kesişmiş. Batu Mutlugil’in Sepaj’da program yaptığı dönemde Esra, arkadaşını dinlemeye gelmiş. Ardından kendisinin burada sahne alması gündeme gelmiş ve bu tanışıklık düzenli bir programa dönüşmüş.

Esra’yı tercih etmiş olmaları, Sepaj’ın canlı müzik programını oluştururken özenli davrandığını gösteriyor. Çünkü Esra, müziğini amatör ruhun heyecanını kaybetmeden sürdüren, fakat yaptığı işe son derece hâkim bir müzisyen.

Sepaj’ın Mutfağı

Sepaj’ın şarap seçkisine et ağırlıklı bir mutfak eşlik ediyor. Menüde Café de Paris soslu bonfile, Çökertme kebabı ve hamburgerin yanı sıra ızgara enginar, ızgara karides, dana söğüş ve karpuzla peynirin birlikte sunulduğu farklı başlangıçlar bulunuyor. Tatlılar arasında panna cotta ve adı insanda merak uyandıran “Mutlu Son” yer alıyor.

Mekân bu sezon yalnızca Suvla şaraplarıyla çalışıyor. Suvla elbette ülkemizin değerli şarap üreticilerinden biri. Ancak adını doğrudan üzüm ve şarap kültüründen alan bir mekânın şarap listesinde Bodrum’da üretilen şaraplardan da birkaç örnek görmeyi isterdim.

Çünkü Bodrum, yalnızca denizi, eğlence hayatı ve restoranlarıyla var olan bir yer değil. Yarımadanın iç kesimlerinde, özellikle Karaova’nın bereketli topraklarında bağcılık yeniden canlanıyor. Çömlekçi’deki Karnas Bağları ile Pınarlıbelen’deki Garova Bağları, Bodrum’un kendi şarap kültürünü oluşturan yerel üreticiler arasında yer alıyor. Bu bağlarda yetişen üzümler, Bodrum’un toprağını, iklimini ve denizden gelen rüzgârlarını şaraba taşıyor.

Sepaj gibi hem Bodrum’dan hem ülkenin farklı şehirlerinden hem de yurt dışından konuk ağırlama potansiyeli taşıyan bir mekân, aynı zamanda bulunduğu coğrafyanın vitrini olma fırsatına sahip. Menüye eklenecek bir Bodrum şarabı yalnızca yeni bir içecek seçeneği değildir; konuğa Bodrum’un üretimini ve toprağını anlatmanın da bir yoludur.

Aynı yaklaşım zeytinyağı, peynir, bal, mandalina ürünleri, otlar ve mutfakta kullanılan diğer malzemeler için de geçerli olabilir. Menüde “Bodrumlu bir üreticiden”, “Karaova’dan” ya da “yerel üreticimizden” gibi küçük bir açıklamaya yer verilmesi bile o ürünün arkasındaki emeği görünür kılar. Konuk yalnızca güzel bir yemek yemez; bulunduğu yerle de ilişki kurar.

Üstelik bunun için menünün bütünüyle değiştirilmesi gerekmez. Suvla şaraplarının yanında kadehle sunulan bir Bodrum şarabı, başlangıçlarda kullanılan yerel bir zeytinyağının üreticisinin belirtilmesi ya da bazı tabaklarda mevsiminde Bodrum ürünlerine yer verilmesi bile değerli bir başlangıç olur.

Bodrum Ancak Birlikte Büyür

Bodrum’daki işletmelerin yalnızca kendi başarılarını değil, içinde yaşadıkları coğrafyanın üreticilerini de önemsemeleri gerektiğine inanıyorum. Bir restoran yerel bağdan şarap, yakındaki üreticiden zeytinyağı alır; menüsünde üreticinin adını belirtir. Üretici de o restoranı ziyaretçilerine önerir. Bir müzisyen başka bir müzisyenin yolunu açar; bir mekân da müzisyenlere sahnesinde yer açar. Böylece herkes birbirini besleyen bir ilişkinin parçası olur.

Bodrum’da işletmeciler ve üreticiler birbirlerini destekledikçe kazanç yalnızca ekonomik olmaz. Bodrum’un kültürü, mutfağı, tarımı ve kendine özgü kimliği de korunur. Çünkü bir kenti güçlü kılan yalnızca tek tek başarılı işletmeler değil, o işletmeler arasında kurulan dayanışmadır.

Sepaj, zarif tasarımı, özenli mutfağı, şarapla kurduğu ilişki ve canlı müzik programıyla Yalıkavak’a yakışan bir mekân. Batuhan ve Hatice Yurtdaş’ın yarattıkları bu güzel ortamın, önümüzdeki dönemlerde Bodrum’un yerel üreticilerine de yer açarak gelişmesini isterim. Böylece Sepaj, konuklarına yalnızca güzel bir akşam değil, Bodrum’un kendine özgü lezzetlerini ve üretim kültürünü de sunabilir.

Esra Üçcan’ın müziği ise o pazar akşamını sıradan bir yemekten çıkarıp hatırlanacak bir geceye dönüştürüyor.

Konu Yazarı : Ikbal Cigdem Kose

Yorumlarınızı Yazın

Your email address will not be published.

Sonraki Yazılar

Bodrumlife Dergisi  2007/Sayı 11 Şimdi İnternette

En Son Yazılarımızdan Seçmeler