“Yaşama Dair Derin Inançları Olmalı İnsanın”
Her zaman, içten ama bir o kadar da mesafeli bulduğum Bülent Ortaçgil, sevimli yüzü ve suratında tebessümü ile karşımda oturuyor… Dost sohbetlerinde kırmızı şarabın yanında, onun hakkında ne kadar çok kuracak cümlemiz vardır. Onu dinler, kimimiz bir kelimeye, kimimiz de kalbini kıran aşkına takılır, dalar giderdi… Ama şimdi zaman, dalıp gitme zamanı değil; yanımda oturuyor, vakit az ve gerçekten merak ettiğim soruları sormalıyım. Doğru soru olmalı, peki ama bu söyleşide doğru soru gerçekten zor. O halde merak ettiklerimi ortak paydalarda buluşturmalı, tek bir soru oluşturmalıyım.
Pekâlâ başlıyoruz…
– “Bugün yağmur bir kadın saçıdır
Yeryüzüne dökülen
Upuzun ince ince
Karanlık kokulu”

Bu ne hayret verici bir aşktır?
“Bu adam bu sözleri nasıl yazıyor” diye sormuşumdur, sözleri içimden tekrarlarken. İnce ince eleyip, detaylandırıp, ironiyi yakalayıp bir de üstüne böylesi bir müziği insan nasıl bir araya getirir, dedirtir… Gerçekten hayatı sürekli incelemek, anlamlandırmak, mantık ve zekâyla birleştirmek gerektirir; böyle yaşamak yorucu değil midir? Çok mu zekiydi acaba, yoksa çok mu detaycıydı?… Sordum…
“Zeka sivridir; sağlam bir altyapı yoksa, insanın hayatında çok kötü sonuçlar doğuran sapmalara neden olur. Yaşama dair derin inançları olmalı insanın ve hayat görüşü ile yaşanmışlıkları… Ben zekaya değil bilgeliğe önem veririm.”
O halde hayata bakışı ve inançlarıyla “Bülent Ortaçgil sözlerinde felsefe yapıyor” diyebilir miyiz?
“Ben insanlarla yaşamımı, kendimi paylaşıyorum. Vitrine kendimi cilalayarak koyup sunmuyorum. Neysem oyum. Sözlerimde ben varım, hayatımın tüm altyapısı, görüşlerim, başka bir deyişle, evet, hayat felsefem var.”


– Bugünün Bülent Ortaçgil’i 30 yıl önceki cesareti gösterip, bu tarz müziği yapar mıydı? “Hiç beni anlamayacaklar diye düşündüğünüz oldu mu?” diyorum ki, büyük itiraf hemen geliyor;
“Dünyayı ve Türkiye’yi hissedip bu müziğin tutunamayacağını hissettim ve sırf müzik yapmamak için kimya mühendisliği okudum. Yaşamamız gerekirdi ve bu müzikle para kazanmak mümkün değildi. ‘Beni anlamayacaklar’ fazla ukalaca olur ama ‘satın almayacaklar’ dedim.”
– Bu müzik şimdi para kazandırıyor mu?
“Evet, müziğimi yapıp, kaset çıkartıp, konserler vererek alçakgönüllü bir hayat sürdürebiliyorum artık.”
Bu ironik bir durum… Müzik yaparken, böylesi bir kaygıyla çizginizi bozmadan fedakârlık yapmak gerçekten zor olsa gerek.
– Şimdilerde değişik tarzlar denemek isteyenler veya sizin yolunuzda ilerlemek isteyenler sizin gibi kendini garantiye alma adına, ikinci bir altın bilezik yapmak için farklı bir alanda eğitim almalı mı?
“Ben cesaretsizlikle 12 yıl kaybettim, müziğimi yapamadım. Benimkisi fazla akıllıca, çıkarcı bir yaklaşım sanırım. Doğru olan inandıklarının ardından gitmek ve sebat etmek. Mühendislik ve müzisyenlik arasında yaşadığım çelişki hayatımın en büyük kavgası oldu. Sonunda ne iyi bir mühendis, ne de iyi bir müzisyen oldum. Ve sonunda müzik yapmaktan vazgeçemeyeceğime karar verdim.”
Bilgisi olmayan okuyucularımız için hatırlatmakta yarar var sanıyorum, “Bülent Ortaçgil için söylenmiş Ortaçgil şarkıları” adında bir saygı albümü hazırlandı. Bu albümde kendi alanlarının en iyi müzisyenleri Ortaçgil şarkılarını seslendirdiler. Ve elbette kendi dinleyicilerine direkt olarak Ortaçgil’i iletmiş oldular.
– Bu sayede dinleyici kitlenizin tarzında ve sayısında bir değişim oldu mu?
“Bu saygı albümü, şimdiye kadar çıkardığım albümlerin iki katı tiraj yaptı. Albümde yer alan sanatçılar kendi dinleyicilerine beni onaylattı. Bu tirajdan belli zaten. Müzisyenler kolay bir araya gelen insanlar değil; benim için ilginç ve övünülecek tek şey, birbirinden çok farklı tarzda müzisyenlerin benim için bir araya gelmesi. Bu albüm, benim parçalarımın ikinci baskısı. Bana çok sadık dinleyicilerim, başkalarından dinlediklerinde, parçaların birçoğunu beğenmediklerini dile getirdiler. Ama dediğim gibi önemli olan bunca insanın benim adıma bir araya gelmesi…”
Sanırım ben de hayal kırıklığı yaşayan dinleyicilerin arasındayım. İnternette dolaşırken bir hayranının Bülent Ortaçgil şarkıları için “kuş tüyü yastıkta uyumak gibi” dediğini okudum. Yıllardır şarabımıza eşlik eden müziğin ve sözlerin bence de gerçekten tam tarifi bu… Bu yüzden olsa gerek ki başkalarının sesi ve tarzı bizi yastığımızdan etti hissine kapıldık.
– İyi geç de olsa yerini bulur sözüne inanıyor musunuz?
“İyinin ne olduğuna bağlı.”
– Peki yirmi yıl önce alamadığınız ilgi ve takdiri şimdilerde aldığınıza inanıyor musunuz?
“Evet. Dünyada şimdilerde var olan iletişim ağı gizli saklı bırakmadı ortada. Eskiden anlaşılamadıkları ve fark edilemedikleri için açlıktan ölen ressamlar vardı ama artık ulaşmak zor değil. Yaptığın doğru ve iyiyse eskisi gibi kaybolmuyor.”
– Siz bu iletişim çağını, kentleşmeyi ve bunların getirdiği kaosu seviyor musunuz?
“Haksızlık etmemek lazım; yaptığım müzik kentli insana hitap ediyor. Okumuş, belli bir eğitim almış insanlar. Üniversiteler hep kentlerde ve bu iletişim ağı sayesinde birçok kişiye ulaşıyoruz. Ama artık kentte yaşamak istemiyorum.”

Bülent Ortaçgil, geçtiğimiz aylarda gerçekleşen Kedi Müzik Kulübü’ndeki konserinde Bodrumlularca büyük ilgi ve sevgi ile dinlenildi. Kendisine yoğun tezahürat yapan dinleyicileriyle karşılıklı söyleşti, şakalaştı.
Her insanın kendine yarattığı dünyası vardır. Başka türlü başa çıkılmaz bir hal alır bu koca dünya. Biz varızdır ve sevdiklerimiz. Bir de bizim dünyamıza girmesi yasak kişiler veya durumlar.
– Acaba Bülent Ortaçgil dünyasına nelerin giriş izni var, nelerin giriş izni yok?
“Bunun için hayatımı anlatmam gerekir veya benimle yaşamalısınız” diyor. Bu soruma tam bir yanıt bulamadım, çok renk verip vize kuyruklarını uzatmak istemiyor sanırım.
Ah ben bu teklifi ciddiye alıp evinin önüne çadır kurmaz mıyım şimdi… Düşünsenize, sabah kahvenizi yudumlarken, yumuşak sesiyle size günaydın diyor ve bestelerini yaparken, sözlerini yazarken, dost sohbetlerinde gülerken siz de hemen yanında çadırınıza kurulmuş ona eşlik ediyorsunuz. Sizi bilmem ama benim için doyumsuz bir keyif olurdu… Siz bu yazıyı okuya durun ben alışveriş yapmaya çıkıyorum, kahve-şarap stoku, tişörtler ve diş fırçam tamam ama malum yaz ayları, çadırım için gerekli malzemeleri toplamalıyım…
Bülent Ortaçgil – Yaşamöyküsü
1 Mart 1950’de Ankara’da doğdu. Ortaokul ve liseyi Kadıköy Maarif Koleji’nde okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi’nden mezun oldu.
Gitar çalmaya Maarif Koleji’nde öğrenci olduğu sıralarda başladı, sınıf arkadaşlarıyla müzik grupları kurdular. İlk yayımlanan çalışması henüz Kimya Fakültesi’ne devam ederken kaydettiği “Anlamsız” isimli kırkbeşlik oldu. İlk albümü “Benimle Oynar Mısın” 1974 yılında piyasaya çıktı.
Bu albümden sonra evlenen Ortaçgil, müzik kariyerine on yıllık bir ara verdi. Pfizer ve Netaş gibi şirketlerde kimya mühendisliği yaptı. Fikret Kızılok’la birlikte bir süre Kadıköy’deki Çekirdek Müzikevi’nde çaldı. 1986 yılında birlikte “Pencere Önü Çiçeği” adlı albümü çıkardılar. Dört yıl sonra 1990’da solo kariyerine verdiği 16 yıllık aradan sonra “2. Perde” albümüyle müzik piyasalarına geri döndü. 2. Perde’de Bülent Ortaçgil’in en önemli yardımcısı bütün enstrümanları çalan Onno Tunç oldu.
“Oyuna Devam” isimli albümünde Ortaçgil, on yıl boyunca beraber çalacağı müzisyen arkadaşlarını da bir araya getiriyordu. Erkan Oğur, Cem Aksel, Gürol Ağırbaş ve Bülent Ortaçgil dörtlüsü bu albümde birlikte çaldı.
1994’te “Bu Şarkılar Adam Olmaz” diyen Bülent Ortaçgil, 1998’de **“Light”**ı piyasaya sürdü. 1999 yılında eski şarkılarından derlediği “Eski Defterler” adlı albümünü yayımladı. 2000 yılında ise çeşitli sanatçıların Ortaçgil şarkılarını yorumladığı albüm “Şarkılar Bir Oyundur” arşivlerdeki yerini aldı.
Son çıkardığı albüm “Gece Yalanları” 2003 yılında dinleyicileriyle buluştu.

Bu yazı Bodrumlife dergisimn Haziran 2005 tarihli
6. sayısında yayınlanmştır.
Bu yazıyı orijinal haliyle dergide okumak için barayı tıklayınız Bodrumlife Sayı 6
Tüm Bodrumlife dergilerini burayı tıklayarak okuyabilirsiniz. Bodrumlife Dergileri


Teşekkürler Sevgili Necip Damar .