Fenerci İbrahim

Fenerci İbrahim ya da Baba Mancorna, Unuttuklarımıza Kızıyor

/
3281 Kez Okundu

Namı diğer Fenerci İbrahim yani, İbrahim Erdoğan, lakabından da anlaşılacağı gibi Bodrum’un fenercisi…

Fenercilik hayatın 1950’de Gündoğan’da başlamış, yirmi sene boyunca süngercilere, gezginlere, balıkçılara yol gösterniş. 1970 tılında fenerine bir ikincisini eklemiş ve aynı zamanda Bodrum fenerinin başına geçmiş. 30’lu yaşlarına kadar neredeyse her Bodrumlu gencin yaptığı gibi o da süngercilikle uğraşmış. O dönemler en gözde meslek süngercilik, yılda 30 ton sünger çıkardıklarını anltırken içten içe haklı bir gurur yaşıyor. Fenerci İbrahim şahsına münhasır biri, konuşurken anlattıklarını birer hikaye gibi dinlemeniz mümkün değil; gözleri, sesi, öfkesi, gururu sizi onunla o günlere yaşamaya götürüyor., o konuşurken şimdiki zamana dönmeyi istemiyorsunuz.

Eski medeniyetlerden kaldığı anlatılan kayalıkların korumaya çalıştığı bir köyün, Bodrum’un az bilnen öykülerini dinledik Fenerci İbrahim amcadan; tek gelir kaynağı deniz olan köyün denizcilerinin, kendi limanlarına sığınabilmek için liman başkanlığına taş vermeleri gerektiği dönemleri… Fenerci İbrahim amca “1920 doğumluyum, sen hesapla kaç yaşındayım” diyor ve başlıyor anlatmaya…

• Askere çağrıldım İstanbul’a varmam 15 gün sürdü, yol yoktu 1956’ya kadar buralarda; senin baban yeni doğmuş belki bilemezsiniz siz o dönemleri, çok çektik.

Gülümsüyorum, hemen çıkışıveriyor;

• Gülme ! Ankara’ya telgraf çektik, hastane yapın buraya, insanlar ölüyor hastalıktan diye; bize ne gerek var dediler.

Bize Bodrum mendireğinin nasıl yapıldığını ve yapılmadan evvel neler yaşandığını anlattı.

Koyu bir Demokrat Partili, partili arkadaşlarıyla bıkmadan usanmadan telgraf ve telefon kuyruğuna girer, on beş gün sonrasına hak kazanır, Ankara’ya ihtiyaçlarını bildirir, yardım isterlermiş devletten. Hastane bile yapılmamış “ne gerek var” diyerek. Biraz hüzünlü, biraz gururlu anlatıyor hastane olmadığı dönemlerde, vurgun yemiş dostlarını ölmesinler diye nasıl sabun ve zeytinyağı ile iyi ettiklerini… Kahvedeki dostlarından biri, kollarında “uykum var” diye bağırırken ölüveren arkadaşını hatırlatınca susuyor bir müddet. Sonra hemen atılıveriyor;

• Menderes sağ olsun, o yaptı bize hastane… Yolu da o getirdi, mendireği de o yaptı; onu da astılar ama diyor ve susuyor yine…

• Bizden önceki medeniyetten kalmış aslında kayalıklar ama tabi deniz yükseliyor kayalıklar işe yaramaz oluyor. O zamanlar Liman Başkanlığı, Yelkenli Gangovalları limana sokmazdı. Limana para ödemek yetmezdi, iki tekne taş verecektin Başkanlığa mendirek için, anca öyle girerdin içeriye diyor.

Ailesi aç süngerci, bu durumda tabi önce taşını topluyor Liman Başkanlığına veriyor, daha sonra kendi limanına girebiliyor eli mahkum… Bakmışlar böyle olmuyor, toplama taş denize hükmedemiyor, Ankara’dan yardım istemek lazım demişler ve başlamış yazışmalar, ama sürekli reddediliyorlar…

• Biz yılmadık kızım; Ziya Tuzlacı, Terzi Muzaffer, Sami Barka, Yıllıkçı Mustafa, Derviş Görgün, Hasan Öncü bir de ben durmadan yazdık, söyledik. Sonra 1956’da hükümet değişti, hizmet geldi.

Sonunda 1956 ‘da Ankara’dan müteahhit gelmiş; projeler çizilmiş hummalı bir çalışma başlamış ve denizciler taş vermeden limanlarına girebilir hale gelmişler. Müteahhit’in dürüstlüğünü anlata anlata bitiremiyor; bir torba çimento çalmamış. 1957’de Fethiye’de çok büyük bir deprem olmuş, taşan deniz boğazdan içeriye girmiş kıyıları su basmış; İbrahim amca “mendirek olmasaydı veya müteahhit sağlam yapmamış olsaydı Bodrum o gün biterdi” diyor.

İbrahim amca; 2. Dünya Savaşının hangi gün başladığını sor bakalım bütün Bodrum’a kimler bilebilecek diyerek, bana bir ev ödevi verdi. Tüm Bodrum olmasa da, o gün karşılaştığım herkese sordum, sadece dergimizin editörlerinden Tony Marciniec bilebildi 1 Eylül 1939’u. 1 Eylül’ün neden dünya barış günü ilan edildiğini tahmin etmek zor değil böylece… Elbette Tüm Bodrum’a sorabilmiş olsam, birkaç tane daha Fenerci İbrahim ve Tony çıkardı ama İbrahim amcanın anlatmaya çalıştığı şey çok netti, unutuyoruz… Fenerci İbrahim radyodan dinlediği “Almanların Polonyalılara keydirdiği” haberini hiç unutmamış mesela. Dünyayı yerinden oynatan bir tarihi bile unuturken, yaşadığımız bu küçücük yerin nelerini unutmuyoruz? O hatırlıyor, unutmamış ve unutturmaya da niyeti yok.

Fenerci İbrahim şimdilerde zamanının çoğunu Bodrum Denizciler Derneğinde geçiriyor, ama eskiden çok gezerlermiş. Aralarında benim dedemin de bulunduğu beş kişilik bir arkadaş grubuyla, Bodrum’un altını üstüne getirirlermiş. “Cip bendendi, paralar onlardan” diyor ve yaptıkları gezileri, kurdukları cilingir sofralarını, yaşadıkları eğlenceleri anlatıyor, yerinde duramazmış gençken. İç geçiriyor “hey gidi gençlik” der gibisine, Fenerci İbrahim amcayla bu güzel sohbeti yapabilmek için arkadaşıyla gittiği Çine gezisinden dönmesini bekledim bu arada… Onun yaşında olabildiğimi hayal bile edemezken, bu yaşta İbrahim amcanın yaşam sevincine ve enerjisine sahip olduğumu zannetmiyorum, 84’lük delikanlıya benimle paylaştığı bu güzel hikaye için, teşekkür ederim.

 

İbrahim ERDOĞAN

Lakapları: (Fenerci İbrahim)(Baba Mancorna)
Kendi Ağzından

“1920 yılında Bodrumun Farilya köyünde doğdum. Gece okullarına devam ederek İlkokul diploması aldım. 1936 yılında aynacı olarak sünger avcılığına başladım. 1937 yılında yelken ile gangava çekerek sünger avcılığı yaptık ( çünkü motor yoktu). 1938’den 1940 yılları arası üç sene Kamil Acar ile mehanizma ile dalgıç olarak sünger avcılığına devam edip 1941 ile 1943 yılları arasında askerliğimi bahriyeli olarak 36 ay İzmit’te tamamlayıp tehris oldum. 1944’ten 1950 yılına kadar dalgıç ve kaptan olarak sünger avcılığına devam edip 1951 yılından 1981 yılına kadar Sent Apastol Bodrum fenerciliği yapıp buradan emekli oldum. Halen Bodrumda maske palet ile kıyılarda keyif dalışlarına devam ediyorum.”

Not: Fenerci İbrahim 5 Nisan 2020 tarihinde 100 yaşında  hayatını kaybetmiştir.

Mancorna: Sünger avcılığı’nda, 45 metrenin altına dalan kimselere verilen addırı. Bir nevi saygı gösterisidir bir sünger avcısını bu lakap ile anmak.

Bu yazı Bodrumlife Dergis’nin 6 Ocak 2005 tarihli
6. Sayısında yayınlanmıştır.

Söyleşi: Tuna Altunkaya

 

Konu Yazarı : Tuna Altunkaya

Yorumlarınızı Yazın

Your email address will not be published.

Sonraki Yazılar

Çökertme Türküsü Üzerine

Önceki Yazılar

Bodrum Bienal’e Hazırlanırken

En Son Yazılarımızdan Seçmeler