Camel Beach’den Kalktık, Koylara Vardık. Bodrum’da Bir Günübirlik Tekne Gezisi

414 Kez Okundu

Cangöz Müzik’in sahibi Nevzat Cangöz’ün organizatörlüğünde gerçekleştirilecek olan boat trip için Camel Beach’de toplandık. Yaklaşık otuz kişinin katılacağı tur, kalabalıktaki curcunadan uzak durmayı isteyenler ile denizin ortasında kafa dinlemeyi sevenler adına düzenlenmiş harika bir etkinlikti.

Yıllar önce Camel Beach’de çoğu otel ve site yoktu. Kumsal, yeşille birleşen doğal bir çizgide dururdu ve develer püfür püfür turlardı. Şimdilerde yan yana sıralanmış otellere ait şezlong ve şemsiyelerin nizami duruşlarına tanık olsanız da yine de Camel Beach, Bodrum’da huzur bulabileceğiniz ender sahillerden birine sahip. Suyu yazın ortasında bile serin ve her daim havuzları kıskandıracak cinsten bir berraklığa sahip. Eğer yol tarifi alır iken Camel Beach ismini bilmeyen birine denk gelir iseniz burayı Kargı Koyu olarak da adlandırabilirsiniz.

Adımlar Güneş, deniz ve huzur için atıldı, iskelede terlikler kasaya bırakıldı. Camel Beach’den kalktık, koylara yol aldık. İzleyeceğimiz rota sırasıyla; Akvaryum, Karaincir, Aspat ve Bağla koylarıydı. Yol esnasında Sami Kaptan ile sohbete daldık. Kendisi çok şeker, babacan ve konuşkan biri. Koylardan girdik, Kos adasından çıktık. Yunanlılar Salı ve Cuma günleri Bodrum’da kurulan pazara gelmeyi bir rutin haline getirmişler meğer. Sami Kaptan da sık sık rakı-balık yapmak istediğinde Kos’a geçer imiş. Konu mezelere de geldi pek tabii. Yunanistan’da sık sofralara çıkan Gambilya favası, kuru bakla ile yapılan favadan kat be kat daha lezzetli oluyormuş. Gambilya, yine baklagillere mensup sarı mercimeğe benzer bir cinsmiş. Yalnız değirmenden geçirme işlemi çok zor olduğundan buralarda kilosunu 20 TL’ye bulacağınız gambilya, Yunanistan’da kilosu 5 TL’ye satışa sunulmaktaymış. Çay eşliğinde tanışma, kaynaşma faslıydı derken kırk dakikalık bir zamandan sonra Akvaryum Koyu’na varmıştık.

Akvaryum Koyu

Gümbet ile Bitez arasında yer alan koyun bardağa konulup içilesi berraklıkta bir suyu var. Rengi net turkuaz olan su, çivi gibi soğuk.

Akvaryum Koyu’nda aleni bir şekilde dalışa izin verilmese de dalışçılar için belirlenmiş dalış noktaları mevcut. İnsanın denizden çıkasının gelmediği sihirli bir yer burası. Doğası da cici. Kıyıya yüzdüğünüzde halatlarla ağaca asılmış lastik bir salıncak var. Rüya gibi bir koy, muntazam bir su. Parmaklarım buruşana kadar suda kaldım ve bu koydan hareket etmeyi hiç istemedim bir an.

Bir ara varlığımızı farkeden tatlı bir ördek sürüsü akın etti tekneye. Tek sıra halinde bize doğru yüzmeye başladılar.

Ekmekler atıldı, ördekler beslendi. Bu sırada ördeklerin fotoğrafını çekmeye çalışan bir telefon derin suların hazin sonuyla karşılaştı. Neyse ki imdada koşan kahraman, telefonu dalarak kurtardı. Telefon pirinç taneleri arasında leğende mutluydu. Şimdilik mutluydu diyorum, sonrası birazdan.

 

 

Karaincir Koyu

Sıradaki koy; Karaincir’di. Tekneyi ıslak patiler doldurdu. Tuzlu ve mutluyduk. Şimdi güneşlenme vakti!

Bir yandan güneşlenirken diğer yandan burnuma gelen balık kokuları eşliğinde Güneş’in ve huzurun tadını çıkartıyordum. Balıklar pişirilmeye başlanmıştı. Anlaşılan o ki; bir sonraki koyda yemek çanı çalacaktı. Hava sakindi. Teknenin en çok esen yeri ise burnuydu. Suyun serinliğine karşın rüzgarla beraber ısınmayı tercih edenler Güneş’i selamlamaya başladı.

Karaincir Koyu, ismini bir kaktüs meyvesinden almaktadır. Akvaryum Koyu’na nazaran bazı yerler daha koyu bir renge sahiptir. Ayrıca Güneş’de ısındığımdan mı; yoksa gerçeklik payı olduğundan mı bilinmez, buranın suyu bana daha da soğuk gibi geldi. Yani; o ilk koydaki çivi gibi durumunun kat be kat fazlası söz konusuydu. Hemen koyun sahiline konuşlanmış Tek Sitesi’nin fonunu, yanıp küle dönmüş dağların yamaçları süslüyordu. Dolayısıyla kurak bir görüntüye sahip koyda, kahverenginin tonları ile mavi karışmış vaziyetteydi.

Bu duruma üzüldüm. Umarım bir an önce ağaçlandırma çalışmalarına başlanır o bölgede.

Burada 1 saatten fazla kalarak çipuraları indirdik mideye. Yüzdük dolu dolu. Suda birkaç dakika sırt üstü yatarak kısa bir meditasyon yaptım. Olmazsa olmaz! Rahatladım. Ardından müziğin sesi iyice açıldı ve isteyenler kurtlarını döktü. Sonrasında demir aldık. Rota: Aspat Koyu.

Hasan Kaptan ‘Kalkıyoruz!’ diye bağırdı; Ali Kaptan demir aldı. Aspat Koyu’na doğru çevrildi dümen.

Teknemizin Kaptanları

Aspat Koyu

Karaincir ile Bağla arasında yer alan koy, en az Akvaryum Koyu kadar turkuaz bir resme sahipti. Hatta bazı yerler daha da yeşile kaçan açık tonlardaydı diyebilirim.

Aspat Koyu’nu Karaincir’den daha çok sevdim. Fazlaca sakin ve keyifli bir yerdi. Suyu bir önceki koya nazaran ılık olmamakla beraber soğuk da sayılmazdı. İşte buraya gelirken yolda olan oldu; leğen içindeki pirinçli telefon rüzgarın öpücüğüyle beraber denizin dibine koyuldu! Seyir halinde olduğumuzdan leğenle beraber gökyüzüne yükselen telefona el sallamaktan başka bir şey yapamadık. Belli ki onun da yüzesi gelmişti. Yüzdü sonsuzluğa.

Durum üzerine bir bardak soğuk su içmek yerine suya komple girmeyi tercih ettik. Güleryüzlü tekne çalışanları karpuz servisini yaptı. Kahveler yudumlandı; tavlalar oynandı. Sıcak ve serin duygu durum değişikliği arasında soluklandık, dinlendik.

Bağla Koyu

Günübirlik tekne turumuzda Bağla Koyu son durağımızdı. Bağla’ya vardık, çaylarımızı yudumladık ve bir süre de buranın tadını çıkardık.

Koyun rengi turkuazın da turkuazıydı. Akvaryum’dan sonra en beğendiğim ikinci koy olarak kalbimi çalmayı başardı. Anlaşılan yüreğimi burada bırakarak dönüş yolunu tutma vakti gelecekti birazdan. Son koyun olması sebebiyle doyasıya yüzüldü bu koyda. Bizi uğurlayan sadece doğa değil ispari sürüsüydü aynı zamanda. Onlarla beraber yüzdük ve dokularınla temas ettik. İnsanlardan ürkmeyen bu ciciler resmen üzerimize üzerimize akın ettiler. Biz de bir güzel önce onlarla kulaç attık, sonra karınlarını doyurduk.

Artık veda vaktiydi. Cemal Beach’e geri döndük ve suya doymayan bünyelerimizi bir de orada yüzdürdük. Harika bir gün geçirmeme olanak tanıyan herkese teşekkürlerimi iletirim. Güneş ve su hep yakınınızda dursun, ruhunuz karanlıktan uzak olsun.

İyi tatiller!

Bu. Yazı Bodrumlife Dergisi’nin Temmuz 2016 tarihli
30. sayısında yayınlanmıştır.

Yazı: Jale Tan

Konu Yazarı : Jale Tan

Yorumlarınızı Yazın

Your email address will not be published.

Sonraki Yazılar

Antik Karia’dan Dört Kadın Bir Tanrıça

Önceki Yazılar

Doğayla Başbaşa Bir Tatil Deneyimi. Bodrum Vosvos Camping

En Son Yazılarımızdan Seçmeler