Alinda’yı gezerken ve görkemli kalıntıların muhteşemliğine bakarken, garip bir soru takılıyor kafamıza: Acaba 4300 yılında, yani günümüzden 2300 sene sonra, hangi yapıların kalıntıları bu denli hayranlık uyandıracak, o zaman bu yöreleri ziyaret edecek olanlar arasında?
Belki görmüşsünüzdür, Bodrum Kalesinde ev sahibeliğini “Karyalı Prenses”‘in üstlendiği ve küçük ölçülerde yeniden canlandırılan bir kabul-ziyafet salonu var. Kesin olmamakla beraber, bu salonda cam muhafaza arkasından bize bakan kadın Karya Kraliçesi Ada’nın gerçek halini yansıtan manken. Halikarnas’ta -yani Bodrum’da – yaklaşık 2350 yıl önce hükümranlığını sürdüren 1.Ada, kardeşi Piksodaros tarafından tahttan indirilip Alinda kentine sürgüne gönderilmiş. Ada Alinda’da iken Makedon orduları ile gelen Büyük İskender onu ziyaret etmiş ve Halikarnas’ı zaptettikten sonra Ada’yı yine Karya tahtına oturtmuş.
Kaledeki “Karyalı Prenses” sergilemesini gören ve Karya Kraliçesi Ada hakkında tarihi olayları bilenler için Alinda gezisi çok daha ilginç ve doyurucu oluyor. Ve de Mehmet Özgenç gibi bilgili bir Bodrumlu arkeolog eşliğinde gezilirse, alınan keyif katmerleniyor tabii ki… İşte böyle bir geziyi Bodrum Habitat Uluslararası Topluluğu’nun üyeleri güzel bir ilkbahar pazarında gerçekleştirdiler.
Alinda’nın görkemli kalıntıları, Yatağan-Aydın karayolunun ortasında bulunan, Çine’nin batısındaki Karpuzlu kasabasına hâkim tepelerde yer alıyor. En yüksek noktadaki Roma Devri’nden kalma su bentlerinden başlayarak aşağıya doğru inerken Alinda’dan kalma tüm yapıların kalıntıları rahatlıkla görülebilir.
100 metre uzunluğunda ve 15 metre yüksekliğindeki görkemli Pazar binasının karşısında, Kraliçe Ada’nın yaşadığı sarayın temel taşları ve kolon kalıntıları arasında gezinmek insana farklı duygular yaşatıyor… Hâlâ dimdik ayakta duran savunma kulesine ve iyi korunmuş amfitiyatroya bakınca insan o çağlara dalıp gidiyor…Ve bu görkemli kalıntılara bakarken garip bir soru takılıyor kafamıza: Acaba 4300 yılında, yani günümüzden 2300 sene sonra, hangi yapıların kalıntıları bu denli hayranlık uyandıracak, o zaman bu yöreleri ziyaret edecek olanlar arasında?

Aşağıda görünen Karpuzlu’ya bakınca bu soruya olumlu bir yanıt verme olanağı yok gibi geldi bize… Ama uzun bir yürüyüşün ardından Karpuzlu’nun o güzel çay bahçesinde soluklanıp, demli çayları -hem de hâlâ bardağı 75 bin liradan!- içmek doğrusu çok keyifli oldu. Masalardaki sürahiler şerbet gibi kaynak suyuyla dolu ve iç içebildiğin kadar, çünkü bedava! Taşrada zaman zaman tanık olduğumuz ilginç tercüme yanlışlarından biri burada da bizi buldu ve gülümsetti: “Camlı Köşk” tabelasında “Glassy Willa” olarak yazılmış… Karpuzlu’da dikkatimizi çeken diğer bir şey de hanımların başlarının üzerinde taşıdıkları katlanmış hırka, şal vb. giyim eşyalarıydı.

Bu taşıma şekli iki eli de serbest bıraktığı için çok pratik bir yöntem olsa gerek. Dönüş yolunda başka bir ören yeri olan Alabanda’nın kalıntılarını ekilmiş tarlalar arasında gördük. Koruma altında olmayan bu antik kentin harabelerinin, ilgisizlik nedeniyle yakında tamamen ortadan kalkacağından endişe duyduğumuzu da burada belirtmek istiyoruz. Başka bir çağdaş endişe izine de Çine’de anayol üzerinde asılmış bir pankartta rastlıyoruz: Büyük harfle yazılmış “EROİN-ESRAR- KOKAIN” ve hemen altında da “Hepsi de hain” ibaresi yer alıyor. Çağımızın büyük tehlikesi olan uyuşturucular üzerine böyle bir uyarının küçük Çine’de yer almasının gerekliliği bizleri düşündürüyor… “Kraliçe Ada’nın yaşadığı yıllarda uyuşturucu toplumsal bir tehlike oluşturuyor muydu acaba?” sorusu ister istemez aklımıza takılıyor.
Kim bilir, belki bu konuda tarihten alınacak dersler de vardır…
Sezonun başlamasıyla birlikte ara verilen yakın çevre gezilerinin sonbaharda yeniden düzenleneceği haberini de sizlere duyurmak istiyoruz.
Bu yazı Bodrum Magazin dergisnin Mayıs 2000 tarihli
41. sayısında yayınlanmıştır.
Bodrum Magazin dergilerini aşağıdaki linke tıklayarak görebilirsiniz
Bodrum Magazin Dergileri
Bodrumlife tarafıundan çıkarılan tüm dergilerimizi aşağıdaki linke tıklayarak görebilirsiniz.
Bodrumlife Dergileri


