Live

Antik Karia’dan Dört Kadın Bir Tanrıça

/
962 Kez Okundu

Artemisia I, Artemisia 2 ve Kraliçe Ada, Stratonike, Tanrıça Hekate, Antik Karia’nın yani bu yörenin  beş önemli ismi, güçlü kadınları… Onların zeki, kültürlü, ileri görüşlü, savaşçı ve özgürlük direnişçisi özellikleri kadar, acılarını ve açmazlarını da günümüzün kadın sorunsalı açısından kavramaya çalıştık.

Dünyanın İlk Kadın Amirali Karia’dan

Artemisia I, dünyanın ilk kadın amiralidir. Perslerle Helenler arasında yapılan Salamis savaşında saflarında savaştığı Pers hükümdarı Serhas’a (Xerxes) bu savaşı açık denizde yaparsa kazanabileceğini söylemiş; ama sözünü dinletememiştir. Serhas, tüm donanmasını Ege’nin sularıda bırakırken o kendi gemilerini, hiç kayıp vermeden o felaketten kurtarabilmiştir. Serhas, ünlü “Bugün erkekler kadın, kadınlar erkek gibi savaştı.” sözünü işte orada Kraliçe Artemisia için söylemiştir.

Karia Kraliçesi Artemisia I

Artemisia II of Caria. Schönbrunn Palace, Vienna, 1773–1780 CE.

Bu toprakların bir diğer kahraman kadını da Artemisia I’dir. Kralı Mausolos ölünce Karya Kraliçesi olarak yönetimi devralır. Rodoslular bir kadının yönetimine girmek istemezler ve Halikamas’a saldırırlar. Rodos donanmasının iç limana dek girmesine izin verir ve arkadan dolanarak Rodosluları kılıçtan geçirir. Daha sonra Rodosluların gemilerini de alarak Rodos’a gider. Kendi gemilerinin zaferle döndüğünü sanan Rodosluları gafil avlar ve Rodosluların silahlarından bir utanç anıtı yaptırır.

Kraliçe Ada

Ada of Caria. British Museum

Kraliçe Ada, Karia tahtına iki kere geçmiş bir kraliçedir. Sürgün edildiği Alinda’yı muhteşem bir şehre dönüştürmüştür. Bugün Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinde etlendirilmiş heykeliyle ziyaretçilerini bekleyen Ada’nın çok iyi bir at binicisi olduğu uzmanlar tarafından dile getirilmektedir.

Stratonike’nin hüzünlü öyküsü

Karia’nın bir başka kraliçesi ise Stratonike’dir. Adına Stratonikeia gibi beyaz mermelerden bir şehir kurulsa da onun yaşadıklarını psiko- sosyal açıdan irdeleyip günümüze dair dersler   çıkarmak gereklidir. Stratonike, bir prenses olmasına karşın 15 yaşındayken babası tarafından yaşlı Kral Seleukos’a verilmiştir. Ondan bir kız çocuğu olan Stratonike, bu kez de yaşlı kralın birinci eşi Apama’dan olan oğlu  I. Antiokhos’la evlenmiştir. Rivayete göre Antiokhos üvey annesi için kara sevdaya tutulmuştur. Stratonike bu aşka karşılık vermiş midir bilinmez. Ancak bu eşinden de 3 çocuğu olmuş, Antiokhos da eski adı İdrias olan şehri yeniden kurmuş ve ona eşinin adını vermiştir.

Karia’da Mısırlılardan geçtiği ileri sürülen geleneklerden biri kuşkusuz kardeşler arası evliliktir. Artemisia ağabeyi Mausolos’la, Ada da İdriseus’la evlenmiştir. Bu evliliklerde kadının rızası var mıdır bilinmez. Ancak erkeklerin gerçek anlamda kral olabilmesi için kız kardeşlerinde var olduğuna inanılan kutsal güce sahip olması gerekliliğinden söz edilir. Anadolu’da Kibele’den, Artemis’e Hekate’ye… kadına atfedilen bu güç ne yazık ki tek tanrılı dinlerle birlikte erkeklere geçmiş, kadın zamanla kargışlanmıştır.

Lagina’da bir Tanrıça:  Hekate

Lagina’da tapınak kalıntılarını gördüğümüz Hekate, Karia’ya ait bir tanrıçadır. İlk dönemlerde yaşam veren, yaşam kavşaklarında insanların doğru karar vermelerine yardımcı olan, ışık saçan niteliği toplumdaki düşünce ve inanç sistemlerinin değişimiyle farklılaşır. Batılılar ona karanlıkların, sihir ve cinlerin, yer altı dünyasının yaşlı büyücüsü ve şeytanla işbirliği yapan cadıların tanrıçası kimliği yükler. Oysa o, yerin, yeraltının ve göklerin; doğumun yaşamın ve ölümün hakimidir. Beşparmak Dağları’nda, Kapıkırı’nda Selene’dir. Dolunaylı gecelerde Endmiyon’un sevgilisi ay ışığıdır. Onunla ilgili birçok geleneğin günümüz Karia’sında da geçerli olduğunu anlamak için araştırmacı olmaya gerek yoktur.

Tanrıça Hekate

Tarihin babası Bodrumlu Herodot, Karialı kadınlar için “onlar kocalarının adını anmaz, kocalarıyla birlikte aynı sofraya oturmazlar.”der. Bu, bazılarının sandığı gibi Karia’da kadınların itilmişliğinin değil, başkaldırılarının ifadesidir.

Helenler, Karia’ya saldırırlar. Erkekleri kılıçtan geçirip kadınlarını kendilerine zorla eş olarak alırlar. Bunu hazmedemeyen Kar kadınları, onlara ceza vermek için böyle davranırlar. Anneden kıza geçen bu gelenek yüz yıllarca sürüp gelir.

Herkes kendi coğrafyasının ve zamanının ürünüdür. Bu coğrafya ve zaman asla geçmişten bağımsız değildir. Bizi biz yapan, işte bu geçmişin acı ve sevinçleriyle değişe değişe gelen, coğrafyanın ve zamanın bize sunduğu değerler toplamıdır. Kültür dediğimiz şey de bu değerler toplamıdır. Kendi kültürel değerlerini bilmeyen toplumlar, zamanla yozlaşır ve başka kültürler içinde yok olup giderler. Bireysel kimliklerimiz, ancak kendi coğrafyamızın bin yıllar içindeki macerasını özümsersek oluşur. Kendi toplumunun değerlerini özümseyemeyenlerin insanlık için değerler üretebilmesi de olanaksızdır.

Geçmiş böylesine önemliyken, gerek bilgisizliklerimiz, gerekse yönetenlerin siyasal tercihleriyle kendimize ya yapay kökler aramış ya da kendimizi köksüzlüğe mahkûm etmişiz. Bazen tarihimizi Caber Kalesi’nin fethiyle başlatmış, bazen de tarih boyunca Anadolu’da yaşayan milyonlarca insanı yok sayıp hepimizin Orta Asya’dan gelen göçerler olduğunu savunmuşuz.

 

Anadolu, tarih boyunca göç alıp göç vermiş bir coğrafya. Karia da öyle. Bu yüzden bu toprakların tekkültürlü olduğunu kimse iddia edemez. Ancak yerleşik kültürün daima yeni gelenleri kendine benzettiği de açıktır. Biz, bu coğrafyanın tarihini deştikçe ne kadar da buraya ait olduğumuzu anlıyoruz.

Köklerimiz uzaklarda değil, burada. Bu topraklarda her ne yaratılmışsa bizim geleceği biçimlendirmemize ışık tutuyor. Ben Çomakdağ kadınlarının çiçek sokulu başlıklarıyla Kraliçe Ada’nın başlığı arasında hiçbir fark göremiyorum. Milas’ta Baltalı Kapı’da gördüğüm labris (çift ağızlı balta) Karacahisarlı kızların dokuduğu halılarda da var.

Bizim kadınlarımız hâlâ tarlada, pazarda, sanat ve bilim dünyasında erkeğiyle omuz omuza. Stratonikeia’da kızlar kadınlar da gymasyumda erkeklerle birlikte spor yaparmış. Biz de kaçgöç bilmeden büyüdük. Kız arkadaşlarımızın neresi açık diye bakmadık, onlarla tokalaşmayı günah saymadık ve kadınlarımız peçe arkasına saklanıp evde yalnızca hamur yoğurup çocuk doğursun demedik.

Tevfik Fikret, “Kızlarını okutmayan bir millet oğullarını manevi öksüzlüğe mahkûm etmiş demektir, hüsranına ağlasın.” der.

Onun, “Evet, anaların göğsü Uygarlığın en kutsal cennetidir; en geri. En güçsüz, en bahtsız ulus kadınlığı Bilgisizliğin kardeşi yapandır.” dizeleri de, Atatürk’ün “kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok, ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır.” demesi de bizim, Artemisialardan, Adalardan, Hekatelerden aldığımız ışığın başka başka ifadeleridir.

İstatistikler iç açıcı değil

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Buğra’nın Akşam Gazetesi’nde yayımlanan araştırmasına göre tutuculuğa bağlı olarak Türkiye’de kadın istihdamında düşüş söz konusuymuş.

Çocuğa kadın bakar’ ve ‘kadın işe girerse taciz edilir’ varsayımları bu zihniyetin göstergesiymiş. 1970’te İspanya, İtalya, Portekiz, Türkiye ve Yunanistan arasında çalışan kadın sayısı en fazla Türkiye’de iken, 2008’de kadının işgücüne katılım oranı en düşük ülke Türkiye olmuş.

Geçtiğimiz aylarda Dünya Kadınlar Gününde yapılan konuşmaları dinlerken günümüz  Karialı kadınların, sahip oldukları tarihsel miras bakımından çok şanslı; ama geleceğe daha güçlü örnekler sunmakla yükümlü olduklarını düşündüm.

Onlar, kendilerini bir bulut gibi ülkeyi saran kara örtüden korumaktan öte, Anadolu’da evlere kapatılan, ezilen, berdel olan, töre cinayetlerine kurban edilen kadınlara da örnek olmak zorundadırlar.

 

Bu Yazı Bodrumlife Dergisi’nin Temmuz 2016 tarihli
30. Sayısında Yayınlanmıştır.

Yazı: Hamdi Topçuoğlu

Konu Yazarı : Hamdi Topçu

Yorumlarınızı Yazın

Your email address will not be published.

Sonraki Yazılar

Otlar, “Bir mevsimin hatırı için üç mevsimin kahrını çeken” doğa çilekeşleri

Önceki Yazılar

Camel Beach’den Kalktık, Koylara Vardık. Bodrum’da Bir Günübirlik Tekne Gezisi

En Son Yazılarımızdan Seçmeler