Man in a denim shirt with sunglasses stands on a seaside boardwalk, with a clock and beach ahead and a fries shop in the background.
Doğan Yuvanç-Amerika'da bir Bodrumlu

Amerika’da bir Bodrumlu: Doğan Yuvanç

//
209 Kez Okundu

 

Akyarlar’da Hüseyin Feneri’nde dünyaya gelen Doğan Yuvanç, bugün Amerika’da Bethany Beach, Delaware’de kendi dünyası içinde Bodrum hatıralarıyla dolu sakin ve dingin bir yaşam sürdürüyor, arkasında Bodrum resmi ve Bodrum Halikarnas yazısıyla.

Doğan Yuvanç doğma büyüme Bodrumlu

Doğan Yuvanç doğma büyüme Bodrumlu… Akyarlar’da Hüseyin Feneri’nde doğmuş, çocukluğu gençliği Bodrum’da geçmiş… Bodrum’da turizmin yeni başladığı zamanlarda Bodrum’da o zaman bulunabilecek en güzel iş olan sandaletçiliğe, işin ustası Ali Güven’in yanında başlamış… Sonra askerliğini Bahriye’de yaptığı için denizciliğe başlamış, aşçılık, kaptanlık derken zaman öylesine geçivermiş ki Doğan Yuvanç bir bakmış kendini Amerika’da buluvermiş…

İnsan bir kez Bodrum’u tattı mı bir daha ne unutabiliyor, ne de aklından çıkarabiliyor

Ben Doğan Yuvanç’ı Facebook’taki paylaşımlarından tanıdım. Tıpkı Doğan Yuvanç gibi ben de bir çırpıda kendini Amerika’da bulanlardanım… Ama gördüğünüz gibi Bodrum için dergi çıkarmaya devam ediyorum, kitaplar yazıyorum… Doğan Yuvanç’da elinde birikmiş olan ve her Bodrum’a gidişinde biriktirmeye devam ettiği binlerce fotoğrafı paylaşmayı seven gerçek bir Bodrumsever…

Önce Facebook’ta dikkatimi çekti, sonra yazıştık.

Benim en çok Ali Güven’in yanında çalışması dikkatimi çekmişti… Ve ilk konuşmamızda bana saatlerce Bodrum’u ve Ali Güven’i anlattı anlattı. Evinin duvarındaki “Panoramik Bodrum” fotoğrafını, yanında asılı Bodrum Halikarnas yazısını gösterdi…

Doğan Yuvanç Bodrum’un Yerlilerinden

Hüseyin Burnu Feneri: 1864’te Fransız Michel Paşa tarafından yapımına başlandığı, 1876 hizmete girdiği biliniyor. 1930’da restore ediliyor. 1950’de bir daha revize ediliyor. 90’lı yıllarda ise otomasyona bağlanıyor. Fener, Bodrum’un Kos İstanköy adasına en yakın burnu, sadece 8,8 km...
Hüseyin Burnu Feneri: 1864’te Fransız Michel Paşa tarafından yapımına başlandığı, 1876 hizmete girdiği biliniyor. 1930’da restore ediliyor. 1950’de bir daha revize ediliyor. 90’lı yıllarda ise otomasyona bağlanıyor. Fener, Bodrum’un Kos İstanköy adasına en yakın burnu, sadece 8,8 km…

Babamın seferde olduğu bir Ağustos ayında Fener’de dünyaya gelmişim… Akyarlar’daki Hüseyin Feneri benim doğduğum yer ve ailecek yaz aylarını bu fenerde geçirirdik… Babam, o yıllarda hemen her Bodrumlu balıkçı gibi uzun seferlere çıkardı sünger avlamak için Kuzey Ege ve Marmara Denizi’ne Haziran’dan Eylül sonuna kadar. Ben, annemle babam dönene dek fenerde yaşardık.

Mustafa dedem, (enteresandır her iki dedemin adları Mustafa ve her iki ninemin adları da Fatma idi) Giritlidir ve Türkiye’ye ilk geldiğinde Datça’ya yerleştirilmiş, daha sonra zamanlar Kefaluka dediğimiz Akyarlar’a gelip yerleşmiş. Burada hem balıkçılık, hem de çiftçilik yapıyordu. Bodrum yarımadası betona yenik düşmeden evvel Kemer, Akçabük, Akyarlar, Karaincir ve Bağla’dan teknelerle yazlık turfanda sebzeler taşınırdı.

Mustafa Dedem (annemin babası) fenerciydi, ondan dayım görevi devraldı, ölümünden sonra onun oğlu, fakat onun genç yaşta vefat etmesinden sonra oğulları devraldı. Öğrendiğim kadarı ile şimdilerde fenerlerin statüleri değişmiş. Benim çocukluk yıllarımda, 50’lerin sonu ve 60’ların başlarında fener gaz ile çalışırdı. Rahmetli dedeme depoya gaz yağı doldurması için yardım ettikten sonra, yukarıya çıkıp fenerin ışıkları için fitili ateşlerdim ve belli zaman sonra fenerin parlak ışığı yayılmaya başladığı zaman dışarıya (fenerin balkonuna) çıkıp gelen geçen gemileri seyretmeye başlardım. İstanköy Boğazı’ndan, muhteşem gün batımları eşliğinde…

Babamın bir zamanlar balıkçılık yaptığı tekne. Bodrum sınıfı, Marangoz Mustafa, Engin ve Ali Kemal Denizaslanı tarafından yapılmıştı. O teknenin modeli Ali Kemal Denizaslanı’nın yaptığı diğer tarihi tekne modelleri ile birlikte bugün Bodrum Deniz Müzesi’nde sergileniyor.

Ali Güven’le Geçen Gençlik Yılları

Doğan Yuvanç'ın birlikte çalıştığı yıllarda Ali Güven'ın bir kaç fotoğrafı
Doğan Yuvanç’ın birlikte çalıştığı yıllarda Ali Güven’ın bir kaç fotoğrafı

Benim Ali Güven’le işe başlamam 1969 yılında o zamanlar kalfası olan Mustafa Ökten’in asker olması ile başlar. Bir yıl önce 1968’de, o zamanlar Bodrum’da lise olmadığı için İstanbul’a gittim. Ve tabii ki o yıllarda taşra okulları ile İstanbul okullarının arasında büyük tecrübe farkı vardı. Okul yılı sonunda 4 tane takdir aldım, bir üst sınıf için imtihana girmem için. Ve bu yüzden babam, okumayan adam balıkçı olur dedi bana. Ben de hayır balıkçı olmayacağım deyince “o zaman ne halin varsa gör” dedi ve benim Ali Güven’le sandaletçilik yıllarım başladı.

Ve bu kararımla bugünlere geldim.

Ali Güven’in dükkânı ve oradaki yaşam bir anlamda benim için okul oldu. Hani derler ya “Hayat Üniversitesi”, işte öyle bir şey. Hayata bakış açım değişti o küçücük köhne dükkânda. Lisan öğrendim ve lisan öğrenirken dünyadaki gelişmeleri okuyarak öğrenmeye çalıştım. O zamanlarda kısıtlı olan teknoloji ile dünyada neler olup bittiğini öğrenmeye çalıştım. Bu günlerde dünya devi olan müzik ikonlarını Ali Güven’in dükkânındaki radyodan dinlemeye çalıştım ve zamanın alameti farikası teypler ve teyp makinaları çıkınca, bizim kuşak adeta yeniden doğdu… Sonra Bodrum’un kültür devrimi başladı 70’li yıllarda… O zamanlar Bodrum bir başka entelektüeldi, ilk gelen öncüler sayesinde… Sonra betonla birlikte yozlaşma başladı Bodrum’da ve bugünkü iflah olmaz günlere geldik ne yazık ki.

Şimdilerde birinin yanında çalıştığınız zaman ne kadar yanında olabilirsiniz diye bir düşünün… Sandalet işinde bu iş, göz göze, diz dize… Bir küçük masa karşısında Ali Güven, hemen yanında Doğan, karşısında diğer çalışanlar… Yani yaklaşık 1,2 metrekare içinde küçücük bir dükkânda bütün gününüz Ali Güven’le baş başa geçiyor…

Nasıldı bu kadar yakın çalışmak Ali Güven’le?

“Biz malzemeleri hazırlardık, keserdik, biçerdik ve Ali Güven bunları büyük bir ustalıkla bir araya getirirdi… Kullandığı malzemeden, tasarımına kadar büyük bir özen gösterirdi… Sırrı ne derseniz modelleri kimsede yoktu, o yüzden çok ilgi çekerdi… Diğer ustalardan farklı sandaletleri müşterileri içinde beklettikten sonra ‘Taban Astarı’ denen malzemeyi çekiçle döverek dayanıklılık ve biçimde bozulmazlık sağlıyordu. Tabii bu her bir sandaletle tek tek uğraşmak demekti… Müşteriye teslim ederken tekrar suya batırır ve prova ederdi…. Müşteriler 3-4 sene sonra geldiklerinde sandaletlerini tekrar onarır, yeniden forma sokar, gönderirdi müşterileri.

Sabah 8’de açardık atölyeyi. Gece ikilere üçlere kadar çalışırdık. Ali Güven’de öğleye doğru gelirdi, genelde gece 12 gibi terk ederdi atölyeyi… Acıktığımızda gecenin geç saatlerinde fırından sıcacık mis gibi taze ekmek alır, arasına peynir koyup yerdik… Haftalık 100 lira alırdık ama bunu almak için de Ali Güven’in gönlünün olmasını beklerdik. Çoğu zaman pazartesilere, salılara sarkardı… Eli kesinlikle sıkı değildi. Tersine yanımızda kız arkadaşlarımız falan olursa onların bile yemek paralarını ekleyip verirdi haftalıklarımızı…

Ali Güven’in sandaletleri Mick Jagger’ın o zamanki eşi Bianca’ya sandalet yapmakla ünlü olmaya başladı… Dustin Hoffman, Ahmet Ertegün, Sting falan dükkâna gelip o sandaletler alınca Ali Güven’in sandaletlerinin ünü hayli arttı… Gözü tok biriydi, fiyatlarını astronomik yapmadı… Bu ünden faydalanabilirdi, yanaşmadı ve marka olmak istemedi…

Çekici bir fiziği vardı… Devrik Türkçe konuşmayı severdi, yabancı dil bilmezdi… Ben çoğu zaman ortaokul, lise de öğrendiğim kadarıyla ona resmen arabuluculuk yapardım…

Dolu dolu bir gönül hayatı vardı, Fransızı, Avusturyalısı, Türkü…. Bazen trafiği karışır, biz saatlerce kız arkadaşlarını oyalayarak günün tatsız bir biçimde bitmemesine çalışırdık. Ortalık durulduktan sonra Ali Güven çıkar gelirdi… Fransız kız arkadaşı: “Sermaye koyayım bu işi geliştirelim, çok iyi olur” demesine rağmen bu büyüme fikrine her koşulda karşı çıktı.

Özgün tasarımlarından altı yedi tanesini vitrine koyar gelirdik. Çünkü etrafta sayıları beşi altıyı bulan yeni sandaletçiler ki, hepsi beraber büyüdüğü, aynı sokakları paylaştığı arkadaşlarıydı, bunlar tasarımlarını ele geçirmeye ve kopyalarını yapmaya çalışırlardı…

Ali Güven bunlar kapısının önünden geçerken “Sahtekârlar, kopyacılar” der bağırırdı…

Ancak bunun insanlar arasında bir küskünlüğe, kırma dökmeye sebep olduğunu düşünmeyin! Sabah olunca herkes birbirini yine “Hayırlı sabahlar” diye karşılamayı ihmal etmezdi…

Ali Güven, kendine iyi bakardı. Dükkânın karşısında o zamanlar Şehir Kulübü vardı, sonraları Kortan Restaurant oldu ve orada balık* diğer deniz ürünleri yerdi. Kışın ise Sakallı Restaurant’ın müdavimi idi. İş zamanlarının dışında iyi giyinirdi, kız arkadaşları gelirken Avrupa’nın son model giysilerini getirirlerdi ona. Yaşıtları modayı Ali Güven’den takip ederlerdi. Başına buyruktu ve yazın kazandığı parayı, kışın şimdiki Han Restoran’ın üstünde bulunan kahvelerde sürekli kumar oynayarak tüketir bitirirdi…

 

Screenshot

 

Efem Sandalet. Mehmet Özkoca, sırtındaki kamburluktan dolayı lakabı “Gambur Memet” idi. İyi niyetli kalbi temiz insandı. İlk ayakkabımı o yapmıştı. O yıl İstanbul’a liseye gidiyordum. Tezgâhın başındakiler soldan: Mehmet Özkoca, İbrahim Denizaslanı, Ahmet Koca, Ahmet Ökten, Hasan Erdoğan (Hasanaçi), Mehmet Şengel.
Efem Sandalet. Mehmet Özkoca, sırtındaki kamburluktan dolayı lakabı “Gambur Memet” idi. İyi niyetli kalbi temiz insandı. İlk ayakkabımı o yapmıştı. O yıl İstanbul’a liseye gidiyordum. Tezgâhın başındakiler soldan: Mehmet Özkoca, İbrahim Denizaslanı, Ahmet Koca, Ahmet Ökten, Hasan Erdoğan (Hasanaçi), Mehmet Şengel.
Bodrum'un isim yapmış, pekçoğu yaşamını yitirmiş Sandalet ustaları Doğan Yuvanç'ın arşivinden
Bodrum’un isim yapmış, pekçoğu yaşamını yitirmiş Sandalet ustaları Doğan Yuvanç’ın arşivinden

 

Annesinden kalan evde yaşardı. Örneğin eve götürmek üzere aldığı meyveler, sebzeler bazen üç dört gün bekler, sonunda bozulmasın diye biz yer tüketirdik… Sonra da “Neden yediniz” diye sorardı… Uyarmak istediğimizde “İşime karışmayın” der çıkıverirdi işin içinden. Kazandığımız paralar Ali Güven’in çekmecesinde dururdu. Varlığı yoğu her zaman sadece çekmecedeki paralar olmuştu…

Oysa herkesten pahalı satıyordu sandaletleri… O zamana göre iyi paraydı 100 lira. Bianca Jagger gibi ünlülere sandalet yaptığında fiyat 500’lere çıkıyordu…

Arkasında ünü dünyaya yayılmış koskoca bir Ali Güven ismini bırakan bu maharetli ustadan 1977’de ayrıldım…

Ali Güvensiz Başka Bir Yaşam

Bizim zamanımızda sigortalı olmak kavramı ancak gelişiyordu Bodrum’da. Zaman zaman maliyeciler dolaşırdı esnafı denetlemek için 70’li yılların başında. O zamanlar esnafa, çıraklar için sigortalı olma zorunluluğu getirdiler ve bu durum esnafın pek hoşuna gitmedi tabii ki. Askerden evvel pek aldırış etmeyebilirdik, lâkin askerlikten sonra yaşam daha farklı hal aldı bizim kuşak için. Tabii ki gelecek için bir takım planlarımız vardı bizim de.

Ali Güven’e defalarca söylememize rağmen, işi bir türlü büyütme ve stoklama fikrine yanaşmadı. O aralar kısa da olsa bir Avustralya maceram oldu, dönüp gelince Ali Güven’le çalışmayı düşünmüştüm, ne yazık ki bu sigorta işi ve haftalık konusunda anlaşamadık ve Ali Güven’li yıllara veda etmek zorunda kaldım. Hiçbir zaman kırıcı olmadık birbirimize, gerek diğer yerlerde çalışırken…

Midye Sandalet, Kasap İbram – İbrahim Dinçer, Çarık İbo – İbrahim Göymen (Ne yazık ki Temmuz ayı içinde kendisini kaybettik. Bodrum’un sayılı dalgıçlarındandı, Tunus açıklarında yediği vurgundan sonra bir bacağında arıza oluşmuştu bu yüzden aksak olarak yürürdü) ve Meşin Sandalet – Tuncay Karakaya ile ortak olarak iş yapmıştım.

Bize ne ilginç şeyler anlatmıştı Doğan Yuvanç, Ali Güven hakkında. Sonra? dedim:

“Denizciliğe başladım, önce aşçı olarak. Sonra askerliğimi Bahriye eri olarak yaptığımdan imtihana girerek ‘Kaptanlık’ yapmaya başladım. 1980’de evlendim. Denizcilik çok yorucu ve stresli bir işti… 24 saat, yanındaki bir iki elemanla onlarca kişiye 24 saat hizmet ediyorsun, liman giriş çıkışları, kumanya, erzak, yemek pişirmek, servis yapmak… Düzensiz bir hayat kısacası. Şimdiki gibi seyahat acentaları falan yok her şeyi kendi başına yapıyorsun… Sıkıntından durmadan sigara içiyorsunuz…”

1998’de Amerikalı Joanne ile tanıştım ve onunla ikinci evliliğimi yaparak Amerika’ya yerleştim… Geliş o geliş…”

“Şimdilerde Amerika’da zaman zaman eski günleri yad ediyorum elimde falçata ve zamanında büyük usta Ali Güven’den öğrendiklerimle. Uzaklarda bile olsa Halikarnas adını daima yaşatmak ve ismini dünyaya duyurmak benim olmazlarımdan…”

Ve Amerika

Bunlarda yıllar önce Ali Güven’den öğrendiğim sanatın bendeki izleri. Yıllar sonra Amerika’ya gelip Ali Güven’in bana öğrettikleri ile hayat kuracağımı nereden bilebilirdim. Buraya gelmeden önce eşim Joanne’le orada neler yapabileceğimi konuşuyordum. O zaman söyledikleri şimdi kulaklarımda yeniden yankılanıyor: “Ali Güven’den öğrendiklerinle pekâlâ bir şeyler yapabilirsin.”…

“Bodrum’da kullandığım bütün aletler şimdi burada ve burada eskisi kadar olmasa bile yine bana ilham kaynağı oluyor o güzel yılların ardından büyük usta Ali Güven’den öğrendiklerim. Her alete dokunuşumda ruhum sanki eskilere gidiyor. O eski, fakat içinde anılar yüklü olan bina şimdilerde tarih bile olsa, Bodrum’a her gelişimde önünden geçerken beni bir anlığına o günlere götürür. O köşede balitan yapıştırıcının, dükkândaki taban astarlarının kokusunu, kış gecelerinde eski radyodan dinlediğim o yılların muhteşem müziklerini hatırlatır bana.

Tıpkı şimdilerde buradaki stüdyomda dinlediğim, Morning Has Broken, Yesterday, Epitaph, Stairway to Heaven, It’s too Late gibi şarkılarla olduğu gibi. Dükkânın önünden geçen tanıdıkların sesi yankılanır kulaklarımda.”

“Gece yarısı Yunuslar fırınından aldığımız ekmeğin arasına koyduğumuz tereyağı ve peynirin tadı gelir damağıma yeniden. Gündüzleri Şalvarağa İbram’ın dükkânının önünden meşhur ayranı ile geçişi, köşede Yılmaz Rukan’ın bağırışı, ‘benimki daha lezzetli’ demesi, ‘her yerde var böylesi yok’ sloganları sanki dün gibi kulaklarımdadır.”

“Bodrum’a her sene gidip geliyorum… Şimdilerde o yoldan geçerken kendimi bir yabancı gibi hissediyorum eğer birilerinin ‘o birader sen ne zaman geldin’ deyişini duyuncaya kadar… Bodrum, o güzel günleri yaşadıysan senindi, şimdi ise sana bile yabancı olmuş, ne gam…”

“Bütün tanıdıklarımla hasret giderip, fotoğraf çekiyorum … Bunu her sene yapıyorum ve elimde gezip dolaştığım yerlerin fotoğraflarından oluşan müthiş bir birikimim var. Bunları paylaşmaktan büyük keyif alıyorum… Tekrar Bodrum’a dönmek artık belli bir yaştan sonra çok büyük bir macera… O yüzden Bodrum’a geldiğim zamanları en güzel şekilde değerlendirerek daha önce görmediğim yerleri gezmek için ve özellikle gezdiğim yerlerin fotoğraflarını çekmek için çaba sarf ediyorum.”

Bodrum’dan 12 bin kilometre uzakta yaşayan Doğan Yuvanç’tan Bodrumla ilgili bu kadar çok şey duymak ne kadar güzel…

Doğan’la konuştuğunuzda bu Bodrum aşkını hemen hissediyorsunuz…

Kendi uzakta ama gönlü Bodrum’da olan kimbilir nice insanlar vardır dünyanın dört bir yanında…

 

 

Bu yazı BodrumLife  dergisinin · Temmuz 2025  tarihli
40. sayısında yayınlanmıştır. Sayfa 35–40

Fotoğraflar: Doğan Yuvanç

 

Bodrumlife Dergisi Temmuz 2025 Sayı Kapağı
Bodrumlife Dergisi Temmuz 2025 Sayı 40 Kapağı

Eğer bu yazı hoşunuza gittiyse aşağıdaki diğer yazılarımız da ilginizi çekebilir.

BODRUM LIFE Dergisi Temmuz 2025 İçeriği

BODRUM’DAN

04 — Sıcak ve Kalabalık Bir Bodrum’dan Merhaba
İkbal Çiğdem Köse’nin editoryal yazısı: Yazın gelişi, Bodrum’un değişen yüzü ve bu sayıda sizi bekleyen hikâyeler.

 https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=4

LEZZET & YAŞAM

05 — “En Büyük Hayalim Toscana’da Bir Ege Lokantası Açmak”
Bağarası Restaurant’ın kurucusu Ümmühan Girgin’in ilham veren yaşam ve mutfak hikâyesi.
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=5

10 — Bodrum Sandaletleri
Bodrum’un simge zanaatlarından biri olan sandaletçiliğin geçmişi, ustaları ve kültürel mirası.
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=10

SANAT & KÜLTÜR

12 — 22. Uluslararası Bodrum Bale Festivali
Bodrum Kalesi’nin büyülü atmosferinde klasik bale, tango ve çağdaş sahne sanatları.2
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=12

15 — Metreküp Bodrum’da Yaz Gösterileri
Tiyatrodan çocuk oyunlarına, konserlerden klasik müziğe uzanan zengin yaz programı.
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=15

16 — Bu Festival Başka Festivallere Benzemiyor: Gümüşlük Müzik Festivali
Gümüşlük’ün eşsiz atmosferinde müzik, deniz, tarih ve sanatın buluşması.
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=16

18 — 22. Gümüşlük Müzik Festivali Programı
Festivalin Temmuz–Eylül dönemindeki konser ve etkinlik takvimi.
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=18

BODRUM’UN HAFIZASI

21 — Denizin Soluyan Yüreği: Sünger
Bodrum’un denizcilik geçmişinde süngerciliğin izleri ve bu mesleğin kent kültüründeki yeri.
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=21

27 — Camda Bir Keramet Var
Aya Nikola Kilisesi’nin yeniden gündeme gelen hikâyesi ve Bodrum’un tarihi mirasına farklı bir bakış.
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=27

35 — Amerika’da Bir Bodrumlu
Doğan Yuvanç ile Bodrum’un eski günlerine, sandalet ustalarına, denizciliğe ve geçmişe uzanan bir söyleşi.
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=35

41 — Bodrum’a Dönüş
Reyhan Bayındır Gönenç’in kitabı üzerinden Bodrum, anılar, fotoğraf ve geçmişe dönüş.
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=41

BODRUM’DA SANAT & ETKİNLİK

50 — Bodrum’un Yaz Kültür ve Sanat Gündemi
Sergiler, konserler, tiyatrolar ve yaz boyunca Bodrum’da gerçekleşen kültür-sanat etkinliklerinden seçmeler.
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=50

55 — Antik Tiyatro Konserleri İptal Edildi Ama!
Bodrum’un tarihi sahnesi, konserler ve kültürel miras üzerine bir değerlendirme.
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=55

57 — Bodrum Etkinlik Rehberi
Temmuz ve yaz sezonu boyunca Bodrum’da sanat, müzik, sergi ve sahne etkinlikleri.
https://online.fliphtml5.com/psrxs/vvmc/#p=57


BODRUM LIFE

Bodrum’un geçmişini, bugününü ve yarınını anlatıyoruz.

Kültür · Sanat · Tarih · Gastronomi · İnsan · Yaşam · Bodrum

Konu Yazarı : Necip Damar

Yorumlarınızı Yazın

Your email address will not be published.

Sonraki Yazılar

İlhan Berk ile Söyleşi

Önceki Yazılar

Bodrum “Bodrum’a Dair Ne Varsa” Bodrum için tek, gerçek rehber kitap.

En Son Yazılarımızdan Seçmeler