Bu ilk karşılaşmamız değildi öncesinden de biliyordum İlhan Berk’le havadan sudan sohbetler edilmez. Onunla konuşurken eninde sonunda kendinizi başka bir âlemde bulur, bulunduğunuz yere geri döndüğünüzde pek çok şeyin artık aynı olmadığını görürdünüz.
Onunla birkaç kez sohbetimiz oldu; örneğin kuş evlerinden bahsetmiştik. “Kuşların Doğum Gününde Olacağım” adlı şiir kitabını tamamlamak üzereyken. Nerelerde hangi kuş evleri var, biliyordu. Kuşlara dair gözlemleri ve bilgisi şaşırtmıştı beni.

Bu söyleşimiz için Necip, Alp ve ben kapısını çaldığımızda ise heyecanlıydık. Masanın üzerinde yazımızda kullanmamızı istediği resimleri, biyografisi hazırdı. “Bana daha önce cevabını vermiş olduğum soruları sorarak vaktimi harcamayın, laf olsun diye sorular sormayın,” der gibiydi. Bıkmıştı artık aynı sorulardan. Değerini çok iyi bildiği zamanının bir dakikasını bile boşa harcamak istemiyordu.
Onunla evinde yaptığımız söyleşiden sonra bu büyük şairle karşı karşıya konuşmanın nasıl değerli bir ayrıcalık olduğunu düşündüm.
Sorduğumuz en basit soruya bile cevap verirken seçtiği kelimeler, kurduğu cümleler… O konuşsun, siz dinleyin… İlhan Berk’in Tümceleri, Şeyleri, Galile Denizi, Gül destesi, Galata’sı ve daha adını bilmediklerimiz görünmez bir kılıkla bizi izliyordu, etrafımızda dolaşıyordu sanki…
Dergileri karıştırdı, bizim getirdiğimiz Bodrumlife ve Bodrum Sanat dergilerine baktı… “Bodrumlife daha güzel” dedi.
İşte konuştuklarımız:
Neden Bodrum?
– Ben bir şairim… Bodrum’u sevdiğim için yerleştim. Onun için geldik buraya… Bodrum benim çalışma mekânım. Bir şair, bir yazar olarak Bodrum’da yaşamak istiyorum.
Bodrum’da gök kararmaz. Sular, denizler bu kadar parlak, bu kadar aydınlık… Bodrumlu insanların gözleri paraya bakmaz. Doğaya karşı sıcaktırlar.
Bodrum’da neleri değiştirmek isterdiniz?
– Bodrum ile ilgili bir şey düşünmüyorum ve onun nasıl olacağı konusunu düşünmek istemiyorum… Hatta burada yaşadığımın dahi bilinmesini istemiyorum… Rahatsız edilmeden yazılarımı yazmak istiyorum. Çevreyle ilgim yürüyüş yapmak, etrafı gezmek ve tanımak. Sonra bir kenara çekilirim, odaya kapanırım ve orada yazarım.
Bodrum büyüdü ve turistik bir kent oldu. Bu gerekliydi belki… Gelişmesi iyi, insanların para kazanması güzel bir şey… Bodrum’un dünyaca tanınmasını isterim tabii. Burada doğanlar burada kalsın ve gitmesinler, ben bunu isterim…

– Son günlerde sizi en çok ne heyecanlandırıyor?
Son olarak iki kitabım çıktı; İngilizceye çevrilen “Kuşların Doğum Gününde Olacağım” martta İngiltere’de basılacak. “Tümceler Geliyorum” ise Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.
“Tümceler Geliyorum”da tümcelerin yaşamını, kuruluşlarını düşündüm. Bunlar beni heyecanlandırıyor.
Üç dilde kitaplarım yayınlandı. İspanya’da 4 kitap, New York’ta 2004’te Seçme Şiirler – Selected Poems, Paris’te 1991 yılında Şiirin Gizli Tarihi – Histoire Secrète de la Poésie yayınlandı. İspanya’da çıkan “Galile Denizi”ni de eklersek bu benim için büyük bir mutluluk…
Şu günlerde benim için en büyük sevinç yeniden yabancı dillerde kitaplarımın yayınlanıyor olması…
Şairin bu noktaya gelmesi uzun bir evre alıyor. Tanınması zor oluyor. Türkçe hapishane gibi bir dil, yaygın değil, bu yüzden de tanınması zorlaşıyor. Büyük yazarlarımız var, ama dilimiz biraz tanınmamıza engel…
– Neler yapıyorsunuz gün boyunca, nasıl geçiyor gününüz?
Benim buradaki yaşamım yazmaktan çizmekten ibaret. Kısa yürüyüşler yapıyorum, yarım saatlik yürüyüşler. Denize giriyorum… Bunlar benim sevinçlerim…
Köpeğimle oynuyorum. Ahbaplıklarım var onunla… Yemek saatinde yanıma gelir. Yemek saatini bilir. Tabii kokusunu almıştır, onun nefsini köreltecek küçük bir şey veririm… Adı Badem, Ahmet’in (oğlu) verdiği bir köpek… Ahmet diyor ki o köpek değil “Badem”.

– Dostlarınız var mı?
İyi dostlarım var Bodrum içinde… Mustafa Efendi var, Azmakbaşı’nda bakkal dükkânı olan bir zattır, selamlaşırız. Bazen oturur sohbet ederiz. Yıllardır bu sürer. Çok sevdiğim bir dostumdur. Sonra Erkan var, şu sıralar bir kitabı yayınlandı, müzisyen, keman çalıyor… Akşam üzerleri Bodrum’a yürüyüşe çıktığımda birçok Bodrumlu insanla ahbaplık ederim. Tarla Sokak’taki komşularımın hepsi çok sevdiğim dostlarımdır. İlk evimi orada almıştım. O yüzden o çevreden çok tanıdığım vardır…
Ayrıca oğlum Ahmet ve gelinim Güneş beni hiç yalnız bırakmazlar, yakından ilgilenirler, bir şey lazım olursa Ahmet’i ararım…
– Resim nasıl girdi yaşamınıza?
Küçük yaşlardan beri resim yapıyorum… En çok çocukları çizmek isterdim küçükken, başlarını çizdim birkaç defa. Bu, sevdiğim bir zaman olarak kaldı.

Ben resmi istemedim, kendiliğinden geldi… Resmi üvey evladım olarak görüyorum. Resim yaparken büyük keyif alıyorum. Şiir ise bana acı veriyor. Zor bir iş. Lanet bir iş, uçsuz bucaksız. Şu sıralar resim yapmak istiyorum ama yapamıyorum… Beş yıldır resim yapmıyorum.
– Sizi sık sık sergi açılışlarında görüyoruz. Nasıl buluyorsunuz, Bodrum’da açılan sergileri? Siz “her önüne gelen sergi açmasın” diyenlerden misiniz? Yoksa bunu bir gelişme olarak mı görüyorsunuz?
Bodrum’da resim olayı gelişiyor, sergiler çok güzel. Güzel bir salon var Oasis’de Mehmet’in açtığı. Köylerde salonlar var ve sergiler açılıyor… Resimle uğraşanların olması güzel bir şey. Bodrum’u renklendiriyor, zenginleştiriyor.
– Sizin için yapılmasını dilediğiniz, gönlünüzden geçirdiğiniz bir şey var mı?
Yok, hiçbir şey yok. Ben bir kitabı bitirdiğim zaman basıyorlar. Geçtiğimiz senelerde Kültür ve Turizm Bakanlığı beni ve eserlerimi anlatan çok güzel bir kitabı yayınladı. İki yıl önce. Böyle bir şey beklemiyordum. Bu benim için güzel bir hareketti.
– Sizi anlatan bir belgesel film yapılmasını ister miydiniz?
Uzun yıllar TRT benim o kadar çok çekimlerimi yaptı ki ileride bunlar mutlaka iyi bir belgesel olacaktır. Davet edildiğim zaman da çekimlere ve söyleşilere gidiyorum. Ellerinde çok materyal var…
İlhan Berk’in yaşama sevinçle bakışının verdiği keyif ve “Bunlar benim sevinçlerim” sözcüklerinin hoş yankısı sürdü gitti yazımızı hazırlarken…
Bizim de sevinçlerimiz olduğunu fark ettik…
Tıpkı bu söyleşiyi yapmış olmak gibi…
Not: Bu yazı Bodrum Sanat Dergisi Ekim 2007 sayısında yayınlanmıştır.

