Bodrum Değişiyor :Bu yazının yazıldığı zamanlar Bodrum...
Bu yazının yazıldığı zamanlar Bodrum...

Bodrum Değişiyor… Sene 1996

79 Kez Okundu

Bodrum Değişiyor: (Bu yazı 1996’da yayınlanmıştır.) İnsanlar içinde yaşadıkları kenti farklı biçimde algılarlar. Kimilerine göre kent, içinde belirli etkinliklerin yapıldığı, yaşamları için gerekli kazancın sağlandığı bir yerdir. Bunlar için kentin bu fonksiyonlarından başka bir anlamı yoktur. Kimilerine göre de kent, kazanç ötesinde, ayrı birtakım değerler taşır. Kent, doğal çevre ve bu çevre içinde yer alan insanların yaşam biçiminden oluşan değerler yumağıdır. Toplumsal olarak üretilen bu değerler topluluğu, diğer bir deyişle, kentin kimliğidir, kişiliğidir.

Çoğumuzu Bodrum’a bağlayan, birtakım özveriler yüklendiğimiz, somut bir biçimde açıklayamadığımız, bu kimliktir. Yitirilmesinden tasalandığımız, aynı duyarlılığı göstermeyenlere kızdığımız işte bu kimliktir.

Yavaş büyüyen, hızlı değişim göstermeyen, belirli tarihi geçmişi olan kentler, bu tarihi süreç içinde oluşan kimliklerini oldukça iyi koruyabiliyorlar. Kuşkusuz sürekli olarak değişme halinde olan toplum ve insan ilişkileri yavaş yavaş bu kimliğin de değişmesine neden oluyor. Örneğin Bodrum 1980’lere kadar yavaş yavaş değişerek kimliğinin yozlaşmasına izin vermemiştir. Ancak 1985’ten sonra, şu veya bu nedenle, iş çığırından çıkmıştır.

Bodrum’da hâlâ farklı değerler bulan kişiler, bugün de bir araya geldiklerinde hep aynı konu gündeme gelir: “Şu Bodrum’un hali ne olacak?” Evet, ne olacak? Hafızalarda hâlâ tazeliğini koruyan, özlem duyulan eski kimlik. Ama o nerede?

Bodrum Değişiyor : Raşit'in Kahvesi 1980 li yıllar...
Bodrum Değişiyor : Raşit’in Kahvesi 1980 li yıllar

Daha düne kadar, Raşit’in Kahvesi, Ahtapotçu Eşref’i, her derde deva Dalavera Mehmet’i, Kavalcı Ali Dayısı, Boncukçu Dedesi ve zararsız üşütükleri ile Bodrum bir şahsiyetti. Bir kişiliği vardı. Yitirilen bu. Önüne gelen, bu kişiliği sömürdü durdu. 1970’lere, hatta 1980’lere kadar Bodrum; güleryüzlü, biri Alim Bey olmak üzere iki doktorlu, Kavalcı Ali Dayılı, 5-6 kiloluk orfozu piyango yapan Elçinli, turistlerin ahbaplık etmek, sofralarında bulunmak için can attığı rahmetli Eşref Kaptan, Deli İbrahim Kaptan, Gavur Ali Kaptan, Palepaçi Hasan Kaptanlı, iki eczaneli, 2-3 mimarlı, İzmir aktarmalı, Ankara ve İstanbul bağlantılı, şipşirin bir tatil kasabası idi. Peki ne oldu da bu duruma düşüldü?

1927 yılından bu yana Bodrum kentsel nüfusuna bakarsak ilginç bir tablo ile karşılaşırız.

1927’den 1970’lere değin Bodrum’un nüfusu 2 bin dolaylarında artmış. 1980-1995 arasında 25-30 bine çıkmış.

Bodrum Değişiyor derken bu ağır tempo  pek zarar vermiyordu. Her şey ağır, aksak giderken değişim yaşam biçimimizle çelişmiyordu. Ama 1985’ten sonra tempo hızlanınca değişime, kendimiz hiç bir çaba harcamadığımız ve katkıda bulunmadığımız için, katılamadık. Dışlandık. Halbuki birileri, örneğin bizi ziyarete gelen dostlarımız yardımcı olabilirlerdi.

Olmadıkları bir tarafa hep bizden alıp götürdüler.

Tarihi süreç içinde “çok önemli Bodrum severler”i ağırladık. Bir caddemizi bölüp onun ismini verdiklerimiz bile oldu. Ne yazık ki bunlardan hiçbiri, meyhanelere bıraktıkları paralar hariç, Bodrum’a hiçbir katkıda bulunmadılar. Bugün yetenekli, lise çağındaki gençlerimiz, onların izinde, meşhur barlarımızdan birine takılma durumundadır. Çünkü bu uluslararası önemi olan, turistik kentin onlara sunduğu hiç ama hiçbir sosyal etkinlik yok. Nüfusumuz yirmi bini geçti, çocuklarımız bar ve kahve köşelerinde.

Bodrum’u seven dostlarımızın hiçbirinden “Kentte bir sürü yetenekli genç var, gelin Bodrum’a bir tiyatro kazandıralım. Gençlerden oluşan bir koro oluşturalım. Belediyede bir bando kuralım, kentin değişik yerlerinde konserler versin.” gibi öneriler gelmedi. Belediye Başkanlarını yalnızca yazlıklarının suyu, yolu için ziyaret ettiler. Biliyor musunuz ki, iki yıla yakın bir süredir, yabancı uyruklu üç hanım arkadaşımız, zaman zaman, değişik yerlerde klasik müzik konseri vermektedirler. Böylesi etkinlikler gençlerimiz arasından çıkamaz mıydı?

Aynı doğrultuda bir sürü de spor adamımız geldi. Rahmete kavuşan kaptanlarımızın hepsi yelken kaptanı idi. Kentte yelken sporu yok. Göstermelik, yılda bir kez, Bodrum yapısı tekneler yarıştırılmaktadır. Üç tarafımız deniz. Bu gençlere yazık değil mi?

Kentin antik çağda bile tiyatrosu vardı. Her tarafımız antik kalıntı, çocuklarımız hangi uygarlıkların mirasçısı olduklarını ancak, açık olduğu saatlerde, müzeyi ziyaretlerinde öğrenebilirler. Çünkü kentte bu tarihleri onlara hatırlatacak tek yapıt yok. Hep kilit altında.

Deneyimler şunu gösteriyor ki, topraklarımızın, mandalina bahçelerini yok edecek kadar para etmesi, yarımadaya korkunç paraların girmesi, aramızdan hatırı sayılır sayıda milyoner çıkarmamız, çocuklarımızın altlarına birer araba çekmemiz, onları “markalarla” giydirmemiz, yüz milyonlar harcayarak düğünler yapmamız, kentin kişiliğinin yitirilmesini önleyemiyor. Bu konuda on, on beş yıl öncesine göre çok gerideyiz. Bu yitirilenler birtakım kişilerce önemsenmeyebilir ama unutmayalım ki, Bodrum’u Bodrum yapan bu yitirilenlerdir.

Bodrum Değişiyor…

Evet, 1980’li yıllara kadar her şey normaldi. Ne olduysa ondan sonra oldu. Kişiyi devlet eliyle zengin etmek gibi çarpık bir ekonomi politikası sonucu sınırlı ellerde toplanan, çoğunluğu karanlık paralar, çığ gibi Ege ve Akdeniz tatil yörelerinin tepesine bindi. Bodrum da bu yığılmadan payına düşeni fazlasıyla aldı. Yarımadanın her tarafı beton yığını ile kaplandı. Hiçbir plana, programa dayanmadan, turizmi yalnızca yatak adedini arttırmak olarak görüp, bolca dağıtılan krediler, Turizm Bakanlığı eliyle, kırk dokuz yıllığına, tatil köyleri yapımı için kiralanan hazine arazileri, toplu konut kredisiyle oluşturulan, 700’ü aşkın ikinci konut kooperatifleri ile yarımada nasıl beton yığını haline gelmesin ki?

Burada olumsuz bir gelişmeyi, daha doğrusu değişmeyi, dile getirmek istedik. Ama olumlu veya olumsuzluk göreli bir kavram, neye göre olumlu veya olumsuz? Yıllardır helası dışarıda iki odalı bir evde oturan, geçinme sıkıntısı içinde olup, bu değişmede, dağ başındaki tarlasını milyarlara satan için değişimin olumsuz bir yönü yok. Milyarlar verip, güzelim bir koyu tatil köyüne dönüştürüp satan bir müteahhit için de olumsuz bir şey yok. Bu tatil köyünün projesini yapan mimar için de aslında olumsuz bir şey yok.

Yaratılan Değer Bodrum’da Kalmıyor

Yazları 200.000’i bulan kalabalığın nimetlerinden yararlanıp, kente bir kuruş para bırakmayan halıcılar, kilimciler, dericiler, dönerciler, bankacılar, işportacılar için bu yozluğun niye olumsuz bir yanı olsun ki? Yarımadanın bütün koyları, asker kışlası gibi, ikinci konutlarla dolsa da bu kişiler için olumsuz hiçbir taraf yok. Siz onların ulu orta konuşmalarına bakmayın. Kıyı, yağma, kamu, yeşil alan, doğa gibi kavramları herkesten fazla kullanan bu kişiler. İşin acı yanı, davranışlardan rahatsızlık da duymamaktadırlar.

Aslında bu çarpıklıktan en büyük zararı gören, bu azınlığın dışındaki halkın çoğunluğu.

Bodrum Değşiyor ama burada  farklı bir çelişik bir durum ortaya çıkıyor. Kentsel arazinin kullanım değerini yaratan, kentin genel gelişmesi kararını veren ve araziyi kullanılabilir hale getiren, yatırım yapan ve birtakım kararlar alan kamudur. Kamu, bu yatırım ve kararlarını halkın tamamı için yapmaktadır. Bu nedenle oluşacak değer artışlarından herkesin eşit olarak yararlanması gerekir. İşte çarpıklık burada; herkes yararlanacağına, milyarlar birkaç kişinin cebine girmektedir. Bir iki örnek verelim: Belediye tersaneleri İçmeler Mevkii’ne taşıma kararı aldığında, bu karar nedeniyle orada oluşan değer artışından kentin cebine ne girdi? Yol yapılıyor, yol asfaltlanıyor, liman yapılıyor, gemi yanaşma yeri yapılıyor, hava alanı yapılıyor; bütün bunlar belirli bir değer artışını da beraberinde getirecek. Ne yazık ki buradan yararlanacak olanlar yine çok sınırlı olacak.

Çözüm Var mı?

Peki bu çarpıklıklar önlenemez mi? Gelişmiş Batı ülkelerinde de serbest piyasa ekonomisi yürürlükte ama, orada yasalar ve bu yasalara sahip çıkan, adına sivil toplum da denen, yerel güçler. Yani halk buna engel oluyor. Çünkü bu hakları onlara kimse vermemiş, onlar uzun yıllar savaş vererek bunları kazanmışlar. Partileri ile, sendikaları ile, dernekleri ile haklarına sahip çıkıyorlar.

Aslında bizde de, bir yerde, bu keşmekeş önlenebilirdi. Bu gidişin ileride karmaşaya dönüşeceğini, aldıkları eğitim, görgü ve deneyimleri gereği, bilmesi gerekenler, önümüze düşüp bunun gürültüsünü koparmaları gerekirdi. Bu karşı çıkışın politik bir eylem olduğunu, hem de vatan, millet, sakarya türü eylemden çok daha önemli olduğunu anlatabilirlerdi.

Kim bilir, birtakım yasalarla bizlere tanınan haklar, bir süre sonra bizim de yaşam biçimimiz olur da, yitirdiklerimizi yeniden üretir, mevcut kimliklere topluca sahip çıkarız.

Bu Yazı Bodrum Postası gazetesinde yayınlanmıştır: 1996
Sudi lkorur’un Bodrum’un geçmişini anlatan yazılarını
buradan okuyunuz: Sudi İlkorur Yazıları

Konu Yazarı : Sudi İlkorur (1923-1998)

Yorumlarınızı Yazın

Your email address will not be published.

Sonraki Yazılar

Mausoleum Kalıntıları: İngiltere’ye Götürülme Öyküsü

Önceki Yazılar

Aslında Hiç Kimse Bodrum’da Değişim İstemiyor

En Son Yazılarımızdan Seçmeler