Bir tablo üzerinde çeşitli fikirler oluşması sizce normal mi?
Picasso-Guernica :Bir tablo üzerinde çeşitli fikirler oluşması sizce normal mi?

Hasret Bir Ömür Sürer, Sevişmek Bir Dakika… Ya Sanat!

Eylemi yapmak ve uygulamak olan sanat üzerine konuşmak her zaman rahatsız edici gelmiştir bana. Tıpkı 90 dakika oynanan futbol üzerine günlerce ahkâm kesilmesi gibi... Bazı şeyler üzerine çok kesin laflar edebilirsiniz. İşte yukarıda başlık olarak aldığım dizeler... Böylesine ince bir konuda bile söylenebilecek en özlü sözlerden biridir. Hasret bitmez ama sevişmek biter...

//
67 Kez Okundu

Eylemi yapmak ve uygulamak olan sanat üzerine konuşmak her zaman rahatsız edici gelmiştir bana. Tıpkı 90 dakika oynanan futbol üzerine günlerce ahkâm kesilmesi gibi… Bazı şeyler üzerine çok kesin laflar edebilirsiniz. İşte yukarıda başlık olarak aldığım dizeler… Böylesine ince bir konuda bile söylenebilecek en özlü sözlerden biridir. Hasret bitmez ama sevişmek biter…

Sanat ve sanatçı kavramları üzerine öylesine çok tanım vardır ki… Bakınız Wikipedia sanatı nasıl tanımlıyor…

“Sanat, en kaba anlamıyla, yaratıcılığın ve/veya hayal gücünün ifadesi olarak anlaşılıyor. Tarih boyunca neyin sanat olarak adlandırılacağına dair fikirler sürekli değişmiş, bu geniş anlama zaman içinde değişik kısıtlamalar getirilip yeni tanımlar yaratılmıştır. Bugün sanat terimi birçok kişi tarafından çok basit ve net gözüken bir kavram gibi kullanıldığı gibi akademik çevrelerde sanatın ne şekilde tanımlanabileceği, hatta tanımlanabilir olup olmadığı bile hararetli bir tartışma konusudur. Açık olan nokta ise sanatın insanlığın evrensel bir değeri olduğu, kısıtlı veya değişik şekillerde bile olsa her kültürde görüldüğüdür.”

Sanatçı Kimdir?

Sanatçı ise bana göre kendi bildiği yoldan şaşmayan ve özgün yapıtlar tasarlamayı ve kotarmayı beceren kişidir. Resimde kendi disiplininin gerektirdiği tüm kuralları (renk uyumu, renk kullanımı, leke ilişkileri, ışık, desen, boya, tuval, malzeme) hatmetmiş, kendinden emin patikadan yola çıkmış ve geniş yollara açılmayı hedeflemiş kişidir ressam bana göre…

Dâhileri bir kenara atmak gerek… Örneğin müzikte bir Mozart olmaya çalışmak diye bir şey olamaz. Van Gogh’un yenisi ben olacağım gibi bir söylev de kabul edilemez günümüzde…

Ama pekâlâ xxx adında biri yepyeni bir sanat dehası olarak aniden ortaya çıkabilir….

Belki köyün birinde ve henüz elinden tutulmamış, hatta eline boya dahi almamış biri şu sıralar geleceğin bir sanat dehası olacağını bilmeden bebeleriyle oynuyor olabilir…

Sanatta Hedef Koymak

Sanatta hedefler koyamazsınız kendinize… Yeni deneyimler, yeni şeyler yaratma sancısı tutuştuğunda gider yapacağınızı yaparsınız. Çoğu, yapacağının bir gün kendisine çok büyük bir ün sağlayacağını dahi bilmez…

Fikret Mualla’nın yaban ellerde bakkaldan öteberi almak için resimlerini değiş tokuş ettiğini biliriz. Toulouse Lautrec belki de çok sevdiği Moulin Rouge için gönülden gelen bir istekle, belki de para almadan ilk kez afiş çalışmaları yapmış zamanında.

Van Gogh farkında olmadan sinirli, yarı deli hâlini sarı renklere tuvaline sürüp durmuş. En iyileri asillerden yardımlar alıyorlardı. Tıpkı bugünün yakınlarının veya politikacıların devreye girmesiyle kazanılan sponsorlukları gibi o dönemlerde de desteklenen, ancak başarılı olmadığı yüzyıllar sonra pekâlâ ortaya çıkan binlerce kişi o zamanlar kasım kasım sanatçıyı geziyordu.

Ama bugünlere gelemedi hiçbiri… Gelenlere ise zaten hayranlıkla bakıyoruz. Yaşam öykülerine baktığımızda çoğu gençliklerinde evlerinin nelere gebe olduğunu, kendilerine ileride nasıl bir ün sağlayacağını bilmeden azimle bildikleri yollardan gitmişler. Gittikleri yol ise deminden beri dediğim gibi kendilerine göre doğru ve sağlam olan yol…

Geçmişin akademileri, günümüzün yüksek sanat okulları, fakülteleri, yetenek sınavı ile öğrenciler alıyorlar. Çoğu kez aylarca yıllarca “dershane” yerine kendiliğinden “zamanım” diye gelmiş nice öğrencinin okulun kapısından içeri girmeyi başardığını görmüşüzdür.

Diploma Sanatçı Yapmaz

Söylentiler buralara da torpille öğrenci alındığı yolundadır.

Ne var ki öyle sayıları onlar, yirmilerle ölçülmez bu okullardan çıkan sanatçıların sayısı… Bir veya ikidir…

Yani okul bitirmiş olmak da yeterli değildir sanatçı olmak için. Hele Türkiye gibi eğitim düzeninin ne olduğu açık seçik ortada olan bir sistemde diploma ile resim yapanların sayısının çok olduğu söylenemez, yontucuların da…

“Sanatçı olmak” diplomayla elde edilemiyor…

Sanat okullarında verilen eğitimin nasıl olduğuna bakarsak, bir Devrim Erbil atölyesinde öğrenci üç yıl boyunca o atölyenin disipliniyle çalışır. Adeta Devrim Erbil’in bir eli, gözüdür o atölyedeki öğrenciler…

O’nun doğrularıyla, O’nun gözüyle bakarlar her şeye…

Eğitimin Beş Yılı

Sonuçta okul böyle bir şey… 2 yıl temel sanat eğitimi ki burada çizgi nasıl çizilir, mesafeler, oranlar nasıl belirlenir, boya nedir, tuval nedir, sanat tarihi vs…

Ardından bir hocanın eğitimi altında geçen üç yıl…

Sonra doğayla baş başasındır. Öğrendiklerinde kendini katma zamanı gelmiştir. Katarsın ya da katamazsın…

İşte sanatçı olmanın yolu.

“Genç yetenek”, “konusunda yeni bir kıvılcım” gibi deyimlerle yavaş yavaş aramızda boy göstermeye çalışan bu kişiler birer ikişer filizlenir ve yirmi kişi girdikleri sınıflardan birer ikişer ünlü kişi olarak sanatçı kervanına katılırlar…

Vasat olarak okul bitirenler resim yapmayı öğrenmiş, yontuculuğu beceren diplomalı kişiler olarak aramızda dolaşırlar… Büyük bir istekle yaptıkları resimleri, heykelleri görürüz sergilerde ama o kadar…

Mezun olan diğer 18 kişi için önemli olan “Akademisyen” olmaktır. Zaten okuldaki iki kişiden yeterince boylarının ölçüsünü almışlardır 5 yıllık eğitim süresince…

Okula Gidemeyenler

Peki okula gidemeyenler ne yapacak… İçinde sanat aşkı var… Her şeyi bitirmiş, olmak istediğini olmuş ya da olamamış, kadına evlenmiş çocuğu olmuş, erkeğe para kazanma uğruna verilmiş, doktor olmuş, asker olmuş…

Resimde iyi olanlar zaten para kazanıyorlar…

Resimleri çok para ediyor ve resim dersi vermek yerine ya çok iyi genç yeteneklerin elinden tutuyorlar ya da hiç uğraşmıyorlar…

Yaptıkları resimlerden yeterince para kazanamayanlar ise bu kez sanat kursları açmaya çalışıyorlar.

Ve sanat aşkıyla yanıp tutuşan bu insanlara yol göstermeye başlıyorlar. Ne kadar çok olursa o kadar iyi olur cinsinden 15-20 kişilik ortamlarda bildiklerini aktarmaya başlıyorlar…

Yüksek okulların iki yıl içinde verdikleri temel sanat eğitimini ve üç yılda verdikleri çok özel özel eğitimi birer ikişer aylık kurslarla meraklılara aktarıp sanat eğitimlerini tamamlıyorlar kursiyerlerin…

Sanatçı Olmak Kısa Sürmez

İkisi de yanlış tabii. Ne bu kadar kısa sürede sanat öğretilir, ne de sanatçı olunur… Tıpkı iyi dinleyici olunup iyi müzisyen olamamak gibi…

“Bizim sülalede herkes iyi resim yapardı”, “babam şu, annem bu”, “gece gündüz müzikle haşır neşirdik” gibi laflar o tarzlara yakın entelektüel yaklaşımlar sağlar ama insana sanatçı genleri aşılar mı, tartışılır…

14ncü Louis gibi neden 13. Michelangelo yok dünyada, ya da neden Julian Lennon, sıfırdan çıkan babası gibi bu kez bolluk içinde iyi bir şarkıcı olamadı? Neden Leonardo da Vinci’nin şifresi başkalarınca araştırılıyor günümüzde. Aynı şifreyi günümüze taşıyacak ceddi yok mu Da Vinci’nin…

Osman Hamdi’nin torunlarının torunları neden resim konusunda ortalıkta görülmüyorlar…

Demek ki genlerle de pek ilgisi yok bu işin….

Türkiye’de Herkes Sanatçı!

Sanat özel bir şey ama Türkiye’de herkes sanatçı…

Yabancı ülkelerde kartında “Artist” yazıyorsa o kişiden mutlaka çok farklı şeyler bekliyorlar ve çok büyük bir saygı gösteriyorlar “Artist” titrine…

Bizde ise olay şöyle çözümleniyor: “Artistlik yapma lan.”

Atatürk’ün çok özlü deyişine gelelim… Kısaca şöyle demiş: “Herkes her şey olur ama sanatçı olamaz”…

Diplomamız da olsa naif diye de tanısak “Sanat” üzerine laf etmeye kalktığımızda düşünmemiz gerek. Biz neyi tartışıyoruz? Kim kimi hangi kıstaslarla ölçecek?

Sanatın Bir Örneği: Beethoven

Beethoven, olgunluk çağı eserlerini kulakları tamamen duymadığı halde yapmış.
Beethoven, olgunluk çağı eserlerini kulakları tamamen duymadığı halde yapmış.

Burada müzikten bir örnek vererek bitirmek istiyorum.

Bir Beethoven dinlediğinizde kulağınıza önce bildik melodi gelir. Dikkatle dinlediğinizde melodinin arkasına saklı müzik bir flüt, farklı farklı bir şeyler sakmaktadır. Biraz daha kulağınızı verdiğinizde bir kontrbas mükemmel bir zemin yaratmaktadır öndeki melodilere.

Timpani çınlamakta, kemanlar atmosferi yumuşatmakta, trombonlar arkadan gururla gelecek zaferi müjdelemektedir.

İçine girerseniz portrelerin, bir çizgi üzerinde nelerin olup bittiğini kavramaya gücünüzün yetmediğini görürsünüz… Hayran kalırsınız…

Oysa Beethoven bunları kulağı duymadan yapmıştır…

İşte sanatçı budur…

 

Bu yazı Bodrumlife Dergis’nin  Ocak-2005 tarihli
6. sayısında yayınlanmıştır.

Bodrumlife Ocak 2005 Sayısı
Bodrumlife Ocak 2005 Sayısı

 

Bodrum Magazin dergilerini aşağıdaki linke tıklayarak görebilirsiniz
Bodrum Magazin Dergileri

Bodrumlife tarafıundan çıkarılan tüm dergilerimizi aşağıdaki linke tıklayarak görebilirsiniz.
Bodrumlife Dergileri

 

Konu Yazarı : Necip Damar

Yorumlarınızı Yazın

Your email address will not be published.

Sonraki Yazılar

Güven Kıraç ile Bodrum, tiyatro, sinema ve oyunculuk üzerine

Önceki Yazılar

Gümüşlük Festivali’nin Piyanist Savaşçısı Eren Levendoğlu

En Son Yazılarımızdan Seçmeler