Şeytansız Mitosların Diyarı… Gökova.

/
306 Kez Okundu

Şeytan bir aykırılıktır. Mükemmeliyeti tekilci tekellerinde tutanların semavi cennetlerde vaadettiklerine karşı yaşanılan dünyanın çoğul seçeneklerini dile getiren bir “idea”dır.

Şeytan. Ege’nin pagan mitoslarına yabancıdır. Ege, ışıkların her renge büründükleri diyardır. Işıklar renklerini değiştirdikçe, üstlerinde parladıkları görgül biçimlerin çizgilerini de değiştirirler. Ege’nin her renge bürünen ışıkları, tüm renkleriyle, gerçeğin bir başka boyutunu resmederler. Bin yıllar önce tarihi burada başlatanlar gerçeğin Ege’nin ışıklarında çoğul yüzler taşıdığını algılıyabilmişterdir. Belki biraz da bu yüzden. “tek doğrular” peşinde koşmamışlardır.

Çoğulcu düşünmeyi, çoğulcu inanmayı benimsemişlerdir. Ege’nin mitoslarında aykırı bir şeytan’a gerek duyulmamıştır. Çoğulculuk aykırılık kavramını marjinal kılmıştır. Ege’nin ışıkları, şeytancasına baştan çıkarıcıdırlar. Binyıllar sonra, Ege’nin güzelliklerine; tarihi burada yoğuranların mirası da eklenmiştir. Ege’yi yaşamak, yalnızca muhteşem güzellikleri sadelikleri içinde görmekten öte bireyin hem kendisinin, hem de büyük harfle yazılan “İnsan” ın varoluş tarihine yapılan bir yolculuktur.

Artık tecimselleşmiş, çok söylenen bir şarkı gibi, sözü anlamından sıyrılmış da olsa. bu yolculuğun adı “Mavi Yolculuk” tur. “Mavi Yolculuk”, Türkiyenin en özgün seyahat türüdür. Bir gün batımında. bir balığın oltadan kurtulma savaşında. Bir kulenin ya da kilisenin yıkıntılarında, arıların durgun denizden su içişlerinde insanın kendi varoluşunun izlerini aramasıdır. Mekan boyutunda doğaya ve doğallığa, zaman boyutunda hem tarihe hem insanın özgeçmişine doğru bir keşiftir. .Mavi Yolculuğun kabesi  Gökova Körfezidir. Gökova gezisinin olağan başlangıç noktası Bodrum’dur. Yatınız ya da yerel dildeki sevimli ifadesiyle “kayığınız” zar zor demirini ayıklayıp. limanın çamurundan kurtulduğu anda. Gökova’ya bir temenna çakılır. ilk içecekler açılır. ya da meşrebe göre ilk kadehler  doldurulur. Kayık sözü ufacık sandalları çağrıştırsa da artık Mavi Yolculuk bir otelin konforunu aratmayan 20- 25 metrelik koca yatlarla yapılmaktadır. Çoğunun kamaralarında özel duş tuvalet mevcuttur. Mufassal mutfakları. becerikli ahçıları vardır.

Ve artık. rüzgarla konuşmayı, yelkenlerini fora etmeyi de öğrenmişlerdir. Herodotus Tanrıların sevgili kullarını Doria’da yaşamalarını sağlayarak ödüllendirdiklerini rivayet eder. Gökova’nın güneyindeki Doria koyları. Mavi yolculuğun klasik güzergahıdır. Gökova kıyılarını yabancı gözlerden kıskanır. Deniz dilinin ustası olmadan. hele karanlıkta. Çatı‘ya, Yedi Adalar‘a, Löngöz‘e yolu bulup da girmek her babayiğidin harcı değildir. Bu koyları görmek. Herodotus‘a hak vermek demektir. Prof. Dr. Galip İsenBelki de, Gökova o bambaşka güzelliğini sakınmak için kendini yabancı gözlerden kıskanır. Ege’nin mitos yaratma gücü. Mısır’ın efsanevi Kraliçesi Kleopatra‘yı da kendine maletmiştir. Gökova’nın diplerine doğru Kedrai ya da Sidere diye anılan üç adacık yer alır. Knidos‘tan sonra körfezdeki en derli toplu antik yerleşim kalıntısı buradadır. Derinlemesine bir arkeolojik çalışma yapılmamışsa da adaların eski çağlarda sayfiye yeri olarak değerlendirildiği düşünülmektedir. Kedrai’nin ünü antik eserlerinden değil büyük adacıktaki mercan kökenli olduğu sanılan haşhaş tohumuna benzer eşsiz kumlu plajından menkuldür. Rivayete göre kum, buraya Kleopatra’nın aşkı uğruna Markus Antonius tarafından Mısır‘dan kalyonlarla özel olarak getirilmiştir. Gerçi söylentiyi doğrulayan pek fazla veri yoktur ama Kleopatra ve mitosların ilhamı.Gökova doğrusu, birbirlerine pek yakışmaktadırlar.

Gökova’da 1996 Yılı.

 

Yıldızları yorgan yaptığı bir gecenin şafağında, evrenle yek vücut olmaya uyanmasıdır. Gökova’da güneş. dalları aralayarak doğar. Birazcık da solgun doğar. Kıyılarını okşayan denizlerin köpüğüne bir oya da o işler. Şafak sökerken kıyıp da suya bakamazsınız. Sanki. gözleriniz denizi lekeleyecekmiş gibi gelir. Gökova, günün ilk ışıklarında muhteşem kutsaldır.

Güzel yalanlara bilerek inanmak. çoğu kez  sıkıcı gerçeklerden evladır. Gökovayı gezmekten murad,  paket turistler gibi, daha çok yere bir göz atıp kaçmak değildir. Tarihe ilham veren denizi, bir yaşam biçimi olarak tadabilmektir. Doğanın ve tarihin ortasında, insanın kendisiyle barışık olmanın keyfini yaşamasıdır.

 

Hoplayan balıkları, su içermişcesine denize eğilmiş çamları, uzak bacalarda tüten dumanları kadar kutsaldır. Ele avuca sığmaz dağları, dağlarda gökkuşağıyla oynaşan güneşi: dağları, güneşi ve denizi anlatan mitosları ile kutsaldır. Pagan bir başkaldırıyla ilahi düzenlere meydan okuyup kıyıları keyfince nakışlayan dalgaların oyası kutsaldır. Gökova’da gündoğumuna uyanmışsanız “günaydın” diyerek bile bu kudsiyete ihanet edemezsiniz. Güneş, doğuş ayinini sona erdirip de ağaçların sırtını sıvazlayana dek beklersiniz. Bazan. yine de konuşamazsınız. Sesiniz huşudan buğulanmıştır. Gülümseyerek idare edersiniz. Sessizliğini kudsiyete bir ibadettir. Mitoslarında şeytana gerek duymayan bir diyarın.
Pagan tanrısallığından içtiğiniz bir yudum şaraptır.

Fotoğraflar Erman ARAS
Bu Yazı Bodrum Magazin Dergisi’nin  Nisan 1996 tarihli
2. Sayısında yayınlanmıştır.

 

Galip İsem Arkadaşımızın Anısına
(Bu fotoğraf yazıya sonradan eklenmiştir)

 

Yazı: Kaptan Galip İsen

Konu Yazarı : Kaptan Galip Isen

Yorumlarınızı Yazın

Your email address will not be published.

Önceki Yazılar

Bodrum Fareler İmparatorluğu – Ali Poyrazoğlu ile bir söyleşi

En Son Yazılarımızdan Seçmeler