Perde Açılmadan Önce

103 Kez Okundu

23. Uluslararası Bodrum Bale Festivali Açılış Gecesinden İzlenimler

Bir sahne gösterisi gerçekten ne zaman başlar?

Orkestranın ilk notasında mı?

Perde açıldığında mı?

Yoksa daha mekâna adım attığınız ilk anda mı?

Dün akşam 23. Uluslararası Bodrum Bale Festivali’nin açılışında, Kuğu Gölü Balesi’ni izlerken zihnimde dolaşan soru buydu.

Ben bu festivali yalnızca takip eden bir izleyici değilim. Kurulduğu ilk yıllardan bu yana büyümesine tanıklık etmiş bir Bodrumluyum. 2005 yılında Bodrum Sanat Derneği’ni kurarken, bu festivalin ve Gümüşlük Klasik Müzik Festivali’nin kentimizin kültür yaşamına kök salması için ne kadar heyecan duyduğumuzu bugün de aynı canlılıkla hatırlıyorum. O günlerde bu iki festivalin yalnızca birkaç yıllık etkinlikler olarak kalmamasını, Bodrum’un kimliğinin ayrılmaz bir parçasına dönüşmesini diliyorduk. Nitekim aynı dönemde başlayan Bodrum Film Festivali yanılmıyorsam ikinci yıl da yapıldıktan sonra devam etmedi. Oysa gelenekselleşen ve bugüne ulaşan bir film festivali Bodrum’a ne kadar da yakışırdı!

Bugün geriye dönüp baktığımda, o dileğin gerçekleştiğini görmek büyük bir mutluluk.

Bodrum Life olarak biz de bu yolculuğun tanıkları olduk. Festivali kuruluşundan bu yana sayfalarımıza taşıdık; temsilleri izledik, değerlendirdik, sanatçılarla buluştuk ve her yıl aynı heyecanı okurlarımızla paylaşmaya çalıştık.

Belki de bu yüzden, yıllar içinde insan yalnızca sahnedeki eserleri değil, festivalin ruhunu oluşturan ayrıntıları da fark etmeye başlıyor.

 

Geçen yıl bütün temsilleri izledim. Her akşam dönemin Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Tan Sağtürk, seyircileri daha gösteri başlamadan giriş alanında bizzat ayakta karşılar, “Hoş geldiniz” der ve ardından gösteriyi başından sonuna kadar seyircilerle beraber izlerdi. Bu karşılama, bana göre yalnızca bir protokol görevi değildi; seyirciye, sanatçıya ve festivale verilen değerin zarif bir ifadesiydi.

 

Bu yıl o karşılama yoktu.

Bir festivali unutulmaz kılan, aslında başarılı bir organizasyon kadar; insanın kendisini o gecenin gerçek bir parçası gibi hissetmesini sağlayan böyle küçük ayrıntılardır.

Bu yıl festivalin açılışı, tıpkı geçen yıl olduğu gibi klasik bale repertuvarının en görkemli eserlerinden biri olan Kuğu Gölü ile yapıldı.

İlk kez 1877 yılında sahnelenen ve Çaykovski’nin müziğiyle ölümsüzleşen bu eser, yalnızca bir aşk masalı değil. Beyaz Kuğu Odette ile Siyah Kuğu Odile, insan ruhunun iki farklı yönünü temsil eder. Saflık ile baştan çıkarıcılık, hakikat ile aldanış, aydınlık ile gölge… Belki de bu nedenle Kuğu Gölü, aradan geçen yaklaşık yüz elli yıla rağmen hâlâ dünyanın en çok sahnelenen balelerinden biri olmayı sürdürüyor.

Darren Aronofsky’nin Oscar ödüllü Black Swan filmi de tam bu nedenle yalnızca bir bale filmi değil, insan ruhunun kırılganlığı üzerine güçlü bir psikolojik anlatıydı. Dün gece sahnede özellikle Siyah Kuğu karakterini izlerken filmin yarattığı o yoğun atmosferi yeniden hatırladım.

İzmir Devlet Opera ve Balesi, disiplinli topluluğu ve güçlü sahne bütünlüğüyle başarılı bir açılış gerçekleştirdi. Özellikle Siyah Kuğu yorumunda teknik ustalık kadar karakterin psikolojik derinliğini de hissettiren performans, gecenin unutulmazlarından biriydi. Bale sanatında kusursuz dönüşler ve sıçrayışlar kadar, karakteri beden diliyle anlatabilmek de büyük ustalık ister. O anlarda sahnede en güzel haliyle bir dansı değil, güçlü bir oyunculuk da izledik.

Temsilde rol alan sanatçıların isimlerine Devlet Opera ve Balesi web sayfalarında yer verilmemiş. Böylesine güçlü performanslar sergileyen dansçıların kim olduklarını öğrenmek, onları alkışlamak ve emeklerini isimleriyle anabilmek her sanatseverin hakkıdır. Festival programlarında ve dijital mecralarda oyuncu kadrosuna daha görünür biçimde yer verilmesinin, hem sanatçılar hem de seyirciler için önemli bir katkı olacağına inanıyorum.

Dikkatimi çeken bir başka konu ise sahne ışıkları oldu.

Yıllardır aynı festivali benzer noktalardan izleyen bir seyirci olarak bu yıl ilk kez göz hizama gelen bir projektör nedeniyle zaman zaman sahnedeki ayrıntıları seçmekte zorlandım. Eve döndüğümde geçen yıl aynı noktadan çektiğim fotoğraflara baktım. Projektörün açısının farklı olduğunu fark ettim. Bunun ışık tasarımından mı, festival mekânındaki teknik yerleşimden mi, yoksa temsilin gerektirdiği farklı bir uygulamadan mı kaynaklandığını bilmiyorum. Bildiğim tek şey, geçen yıllarda yaşamadığım bu küçük ayrıntının izleme deneyimimi olumsuz etkilediğiydi.

Bu satırları uzun yıllardır aynı heyecanla bu festivali izleyen bir seyircinin gözlemleri olarak kaleme alıyorum.

İnanıyorum ki sanat kurumlarını büyüten şey alkışlar kadar yerinde yapılmış gözlem, tespit ve eleştirilerdir.

Kapıdan içeri girdiğiniz ilk andan perde kapanıncaya kadar yaşadığınız her şey, o festivalin hafızasına dönüşür. Bazen bir karşılama, bazen ışığın doğru açıdan gelişi, bazen de salonda hissedilen özen…

İşte festival dediğimiz şey, aslında perde açılmadan çok önce başlar.

Ve Bodrum Bale Festivali’nin daha nice yıllar boyunca, yalnızca sahnelediği büyük eserlerle değil, seyircisine yaşattığı bu bütüncül deneyimle de anılmasını diliyorum.

Yazan: İkbal Çiğdem Köse

Konu Yazarı : İkbal Çiğdem Köse

Yorumlarınızı Yazın

Your email address will not be published.

Sonraki Yazılar

Dünyanın Denizciler İçin İlk Navigasyon Kitabını Yazan Bodrumlu Skylax’tan Merhaba

Önceki Yazılar

Bodrum’da Bir Sanat Direnişi: Kanguru Sanatevi

En Son Yazılarımızdan Seçmeler